"Ankara; yalnız bu değil," dedi. "Ankara, bizim için emsalsiz bir "energi" mektebi olmuştur. Sarp, yalçın ve çetin Ankara, içinde her rahattan mahrum olduğumuz, içinde zahmet, meşakkat çektiğimiz Ankara, bize sabrı, tahammülü ve inkişafımıza engel bütün zıt kuvvetlerle geceli gündüzlü çarpışmayı öğretiyor, sert bir örs gibi irademizi durmaksızın dövüyor, Nietzsche'nin dediği gibi burada "muttasıl kahramanca ve tehlikeyle yaşıyoruz". Bundan güzel hayat olur mu? Dünyanın hangi noktası buradan daha enteresandır?"
"Nerde yatar Mehmetçik? Burda mı? Hayır, Mehmetçik kırda yatar. Mapusta yatar… Türk gibi kuvvetli, aslan gibi müthiş mi Mehmet? Evet, toprağından eloğlunu kovan her millet gibi kuvvetli, dişisini koruyan her mahlûk gibi aslan Mehmet… Kahramandır, alamıyacağı kale yoktur Mehmedin değil mi? Elbette! Sen ona yalnız iki tayın ver ve gösteriver alınacak kaleyi! Ama umudu esir bulunsun o kalede Mehmedin. Mehmet ölürse de umut ölmez. Ne ettiyse umudu etmiştir zaten ona. Asker doğduğundan değil, insan doğduğundan. İnsan doğar da asker ölür Mehmet. Dirisi gazi, ölüsü şehit. Sonra Mehmeti nutuklara geçirenler yaşayıverirler onun yerine. Bir taş dikerler de tepenin üzerine, burada yatıyor derler, kalbimizde yatıyor derler. Mehmet taşın altında yatar. Yüreciği taş kesilmiştir, amma o yüreğin içinde yine umudu yatar. Umudu da ne ki? Ne olsun. Artık en nihayet tüfek çatılacak, desinler. Bu dolaklar, bu kanlı ruba, bu kabalak atılacak desinler. Mehmet nice yıllar çözmediği dolakları çıkarsın. Kuş olup uçsun köye, o viran haneye varsın. Viran olsun ama bacasından duman eksik olmasın. Aşına bir daha felek ağu katmasın. Yarı ömrü geçmesin gurbet elde, yarı ömür mapuslarda yatmasın."
Halbuki en çok okuduğum bir kitabın en çok okuduğum bir satırı bile bana bazan başka şeyler söyleyebilir. Yalnız onların böyle en mahrem taraflarını bile görebilmek için uzun bir beraberlik lazımdır. Kitaplar yeni tanıdıklarına karşı çok ketum olurlar. Bir kere de onlarla laubali oldunuz mu size malik oldukları her şeyi verirler ve onlar bizim isteyebileceğimiz her şeye fazlasıyla maliktirler. Kitapları bir kadın gibi sevenler, yalnız bekâr odalarının azabını daha az duyarlar. Ellerinde bir kitapla beraber yattıkları, başuçlarındaki lambayı yaktıkları zaman, bahtiyar bir evlilik hayatının daima tekrar edilen saadetini hissederler.