Ursula K. hanımefendiyi geçen günlerde kaybettik. Benim bildiğim yazarlar arasında bilim kurgu işini en estetik şekilde icra eden yazardı. Sentetik, plastik kokan bilimkurgu yoktu yapıtlarında, aksine içinde duygu ve düşünce seli olan kitaplar yazdı. Aklı-zihni için konuşursam, sanırım en değer verdiğim zihinleriden birisi bu dünyadan göçtü gitti. Aklıma uzun zaman önce okuduğum Mülksüzler kitabı geldi şimdi. Beni derinden etkilemiş kitaplardandır. Derinden derken de ne demek istediğimi anlatayım isterseniz.
Bu kitabı gerçekten de benden önce inceleme yazanların belirttiği gibi, sakin kafayla, sindire sindire okumanız gerek. İyi anlaşılması için şöyle bir örnek vereyim; aşağıdaki şu cümleye odaklanın:
“Üç liraya aldığını beş liraya satardı.”
Bu cümlenin içinden çıkarılabilecekler üzerine bir kitap yazılabilir, farkında mısınız? Kim aldı? Neyi aldı? Nereden aldı? Neden üç liraya aldı? Asıl maliyeti kaç liraydı? Ne kadarlık malı üç liraya aldı? Eh, peki 3 liraya aldığını alışından ne kadar zaman sonra, piyasa fiyatı kaç lirayken, nerede ve kime sattı? Aslında kaç liraya sattığında normal kâr elde edecekti? Ivır zıvır, falan filan feşmekan…
Bilmiyorum ne kadar isabetli bir örnek oldu ama benim gözümde yeterince açıklayıcı. Tek bir cümle ile çok şey belirtebilirisiniz. Mülksüzler gerçekten şu yukarıda yer alan cümle gibi, basit görünen ama sorguladığınız zaman ciddi ciddi felsefe, siyasi çözümleme, sistem kritiği, feminizm, ataerkil toplum eleştirisi içerdiğini görebildiğiniz cümlelerle bezeli bir eser. Ustaca örülmüş kurgu ağının ve derinlerde yatan mesajların üzerini örten olaylar zincirinin arkasında, gerçekte neyin anlatıldığını görebilmek için yazılanları okuduktan sonra sık sık durup düşünmeniz, biraz da olsa beyin fırtınası yapmanız gerekmekte.
Sanırım benim