Az önce paylaşılan bir alıntıdan sonra bu "tez"i okuduğum geldi aklıma. Yıllar oldu okuyalı. Arthur amca bunu bir kitap olsun, eser olsun, basım basım basılsın diye yazmamış. Bu bir tez yazısı. Bir nevi kendi jenerasyonunda gördüğü kadın erkek ilişkileriyle ilgili görüşünü, fikrini açıklamış. Bu yazının içinde felsefi bir çözümleme olmadığı gibi mevzuya felsefi bir yaklaşım da yok. Zaten kadın erkek ilişkilerine neresinden felsefi yaklaşacaksın ki? Durumu olduğu gibi görürseniz okuduğunuz şeyin fazlasıyla zeki bir filozof/yazarın edebi bir eseri olarak değil de, çok uzun zaman önce birilerinin kadın ve erkekler hakkında yazdığı hehangi bir yazı olduğunu da anlarsınız. Zira Arthur amca bir filozof, aşk meşkle ilgili konuştuğunda bu alanın dışına çıkmış oluyor. Benzetme yapmak gerekirse; bir genel cerrahın su tesisatlıyla ilgili yazdıkları ne kadar geçerli ve ilgi çekiciyse bir filozofun aşkın dinamiklerinden bahsetmesi de o kadar sıradan. Kaldı ki mevzu tamamen kişisel deneyimlerle ilgili bir mevzu olduğu için, bu konu hakkında kim ne yazarsa yazsın kendini bağlayacak kadar doğru olabilir. Birisi aşkı hayatının amacı belleyip kutsalı olarak görürken diğeri üremek amaçlı bir aldatmaca gibi görebildiği sürece aşk olgusu hakkında analizci yaklaşımla yazı yazmak baştan sona beyhude kalacaktır. Aşk edebiyat için olsa olsa bir ilham kaynağı, amaca giderken çok işe yarar bir enstruman olabilir. Fazlası yazarın kasıntılığına girecektir. En azından benim için böyle.
Aslında yazının başlığı güzel açıklıyor mevzuyu. Aşkın içerisinde bir metafizik var mıdır? Aşk dediğimiz şey aslında doğaüstü bir şey midir yoksa gayet ayakları toprağa basan, göklerde gezinmeyen, insana özgü bir şeyin aklımızla yüceltilen, uçurulan tarafı mıdır? Olmadı, ikisinin arasında bir şey midir?
Şimdi,