Rus edebiyatının en iyilerinden Gogol'un Palto adlı bu kısa ve bir çırpıda okunan eseri durağan başlıyor ve oldukça ilginç bitiyor.
En başta yazarla ilgili bir şeyler söylemek gerek. Gogol'un kendi hayatı zaten bir roman gibi. Öyle bir kaderi vamış ki, iyi kötü yaşayabileceği ne varsa her birini yaşamış desek yeridir. Hem ilkeli, hem inançlı bir adam oluşu, yaşadığı coğrafyaya tezat bir şekilde bir takım evrensel ahlak kuralları belirleyip ömrünü kendi çizdiği bu yolun peşinde, uğruna bin bir zorluğu ve bazen özgrlüğünü bile gözden çıkararak yaşamış olması, içinde bulunduğu zaman diliminde dünyada çok önemli gelişmeleri bizzat tecrübe etmesi ve bu olayların onun hayatını da derinden etkilemesi gibi şeyler zaten Gogol'u ve ne yazdığını merak etmek için başlı başına bir sebep.
Bu romandaki düşük profilli ana karakterde, onun memurluğunda aslında yazarın kendisinden çok fazla parça olduğunu görebiliyorsunuz. Romanın açılışı ve ilk bölümler türlü sıkıntılar içerisinde olan, hayatını özellikle maddi ve gelecekle ilgili endişelerin yönlendirdiği bir adamın sıradanlığa ve rutine boğulmuş hayat tasvirini yapma görevini yerine getiriyor. Açılış kısmı durağan gelebilir ama sabretmenizi tavsiye ederim. Çünü ilerleyen bölümlerde hâlinden çoğunlukla memnun ve silik bir tonda yaşayıp giden bu adamın bir gün yeni bir palto alma ihtiyacı duyması ve yeni paltoyla birlikte etrafındaki insanların birdenbire değiştiğini görmesi, basit bir paltoya ne kadar değer verildiğini, metasantrik dünya algısındaki samimiyetsizliğin insanları ne kadar çirkinleştirdiğini okuyacaksınız. Makamların, memurların, devletin, halkın, zamanın ve paranın o günkü değerini ölçüp biçip önünüze koymuş Gogol. Okurken keyif veriyor, tanık gibisiniz her şeye.
Eserin ilerleyen sayfalarında, trajik bir sahne