Aşk tanımanın önünden gider, tanıma aşkı öldürür. Rahip Zaramillo bana: Nihil volitum quin praecognitum diye öğretmişti, ama ben karşıt bir sonuc vardım: Nihil cognitum quin praevolitum.
Biz insanlar ne büyük acılara, ne büyük mutluluklara dayanıyoruz, çünkü bu acılar ve mutluluklar küçük olaylardan oluşmuş büyük bir sis tabakasına bürünerek geliyorlar. Yaşam bu işte, sis. İşte yaşam bir nebülözdür.
tükenmez sevdalar kaynağı bu kuyu
ışığında bir dünya gizli, gece
söz veriyor öylesine, direniyor yaşam
dayatarak bakış açımıza yargılarını
sonra umudu sezgiyle birleştirerek
araya düşmüş gerçekleri öğretiyor
gelecekte olmayan güneşle kavgam
kırık dökük tanıklarım gözlerim yıkık
bir tarih yirmi küsur yıllık
çürüyor etim hücresinde doğanın
sen ey yürümeyi unutan çocukluğum bak
düştüğün yükseklikte birçok lüzumsuz gece
vize alıyor düşlerine
sevgiye kurduğum her figüran bu oyunda
son kadehlerini bir avuç aşka kaldırıyor
şerefe...
Kant’a göre, karakterimizi doğrudan, kendiliğinden edindik. Bu durumdan geri de dönülmez. Dünyaya, zamana ve mekâna indikten sonra karakterimiz az çok ilerlemenin dışında değişmez.
(..)
İnsanın doğasının bu kadar basit olması mümkün değildir. Karakterin homojen bir blok olduğu inancı yüzeysel bir gözlemden ibarettir. Karakter birçok etkenin neticedidir.