"Ey Teyma kadınları, ey Kureyş kadınları! Yurdunuzda Ahmed isminde bir peygamber zuhur etmesine az kalmıştır. Hanginiz ona zevce olabilirse, hemen olsun!"
Kâbe avlusundaki bu ses, asil kadınların tavafı için ayrılan kısımda bir dalgalanmaya sebep oldu. Kimisi homurdandı, kimisi kâhini taşladı. Biri hariç!.. O, duyduğu cümlenin hakikatini kavramış ve "Ah!.." demişti, "keşke onu görsem!" diye iç geçiren Mekkeli hanım, Huveylid kızı Hatice'ydi. Itırcılar Çarşısı'na bakan evinin çatısında şarkılar söylerken kalbimi hayranlıkla ürperten saadet yüzlü kadın... Mekke'nin sırça vazosundaki narin çiçek... Kadınlıkta bir ufuk, kadın oluş üzere yaratılmış bir abide. Emsalsiz bir şefkatin, engin bir tatlılık ve yumuşaklığın, na-dide bir kadın sezişi ve
ruh zenginliğinin sembolü... İnceliğin ve zarafetin idrak mertebesi...
Mesela bazı zamanlarım olur ki bütün emellerime kavuşmaktan ileri gelen zevklerden mustarip olurum. İsterim ki emellerim benim için imkânsız kalsın. Ömrüm bütün bu yakalama arzusunun acılığıyla geçsin. Bilir misiniz, bazen kendim için nasıl bir hayat hayal ediyorum? Kısa, kısa bir hayat. Aman Yarabbi, o kadar kısa ki arkamdan ağlayacaklar bulunacağını farz etsem "Daha yirmi yaşında!" diye feryada mecbur olsunlar. Fakat bu hayatta ya emelime kavuşamamaktan dolayı bir ölümle sönmek yahut mesutken ölmek. O kadar ki ölüm beni kucağına çektiği zaman vücudum hâlâ bu saadetin ürperişiyle tir tir titresin.
Geçmiş her zaman ona musallat olacaktı. Bu tür acılar sizinle kalırdı; gözeneklerinize ve kıyafetlerinizin ilmeklerine işler ve hiçbir şey ruhun lekesini çıkaramazdı.