Abdullah Altınsoy

Abdullah Altınsoy
@Exploderapo
Ahh Cemile.. sadakat ve aşkın ikileminde
10/10
·76 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 27 Şubat 2026 00:02
Cemile Cemile kalbinin çizdiği yolda ilerledi. Savaşın gölgesinde kalsaydı evinde, bekleseydi, kendisini sevmediğini bildiği kocasının askerden gelmesine mutlu mu olacaktı. Belli ki sevmiyordu askerde ki kocası Sadık’ı. Mektuplarında son selamı eşine gönderen, üstelik hikayenin sonunda ki konuşması ile de belli ki Sadık’ta sevmemişti Cemile’yi. Harbi kızdı Cemile erkek gibi, etrafına şen şakrak deli dolu ama içinde kocaman duygu yüklü nehirler akardı. Ama o kimseye göstermezdi, üzerinde gökkuşağı bezenmiş nehirlerde gezinirken. Sadece biri biliyordu ondaki bu duygu yüklü bulutları, o da ona hayranlıkla bakan kocasının küçük üvey erkek kardeşi Seyit; namı değer ‘kiçine bala’. Yengesine hayrandı kiçine bala. Çok farklıyıdı onun için. Ahh Danyar nerden geldin bu diyara da, bu sarı bozkıra ses oldun. Cemile dayanamadı, ilk defa belki aşkı tattı Danyar’ın türkülerinde. Onun sesinde buldu belki de dünyada cenneti. Onunlayken geçti belki de o yüksek yüksek dalgaları okyanusun. Sevdiği adam kimsesiz, yoksul, gariban.. Dert miydi değil. Danyar bu koca yürekli, incecik naif yüreğine doldurdu Cemile’nin aşkını. Ve bir gün dayanamadılar artık. Açıldılar birbirlerine aşklarını o kocaman kulak açtıkları denizlerde. Sonrası malum; sessiz sedasız sadece gönül sevdalarını yükledikleri bohçalarını alarak uzaklaştılar, kaçtılar. Kimine göre sadakatini yitirmiş bir kadın.. Kimine göre aşkının peşinde özgür bir kadın Cemile. İşte burda Cengiz Aytmatov çomağı soktu; bir beynimize bir de kalbimize değerli okurlar. Benim fikrim yukarıdaki metinde net açık galiba. Herkese sağlıcakla okumalar.
Edebiyat
CemileCengiz Aytmatov · Ketebe Yayınları · 202144,5bin okunma
Reklam
Fragman tarzında İncelemem
10/10
·394 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 25 Şubat 2026 17:40
Aslında yazarken incelemenin bu denli özetvari olacağını düşünmemiştim ama o denli damga vurdu ki kalbime ve beynime, yazdıklarıma bu denli yansıdı. Ezilenler Daha romanın başında hayat hikayelerinin ucundan tutup okurken, yaşamış gibi olduğum ve karakterlerin hayat hikayelerini ciddi merak edeceğim bir kitap olacağını bildiğim için çok şanslıydım. Çünkü bu klasikler, ‘ baştan sardımı ‘ tutma artık. Okundukça açılan, açıldıkça okunası kitaplar oluyor. Okurken sık sık düşündüm. Karakterleri çözümlerken günlük hayat hikayeleri ile bağdaştırdım. Kitap aslında yazarın Fyodor Dostoyevski nin yani kitapta adı geçen Vanya’nın ( genç edebiyatçı-edebiyat generali ) ağzından yazılmış bir roman. Küçük kız çocuğu Nelli(Yelena) ve iki aşık genç kız biri Nataşa diğeri Katya. Ve bunların aşık olduğu genç Alyoşa. Alyoşa’nın babası kalbi kararmış Prens. Ve ek olarak Sevgili Nataşanın anne ve babası Nikolay Sergeyiç ( İhmenev) ve annesi Andra Andreyevna. Ve daha sayamadığım bir sürü karakter; klasik Rus klasiklerinde olduğu gibi. Her karakterin ikinci bir adı veya takma adı, lakabı, neyse bir sürü isim dolaşıyor ama isimler değil ortaya konan gerçek karakterler. Okudukça da hangi karakterin hangi isme ait olduğu net anlaşılıyor. Prens kibirli, düzenbaz, bencil, paracı ve birçok kötü sıfatları üstüne yüklenen biri. Hani derler yaa kötü insanların cezasını dünya yüzüyle göremeyiz hiçbir zaman diye. Haa romanda da işte tam böyle biri. Oğlu Alyoşa’yı çok düşündüğünü ifade etse de işi gücü paraya ve çıkara doğru yönlenen bir zat. Alavere ve dalavere ile İhmenevi borçlandıran ve dediklerini yapmaya zorlayan düzenbaz biri. Ne kadar tanıdık demi; günümüzde de bu denli insanlardan azımsanmayacak kadar çok olması. Oğlu Alyoşa ise şıpsevdi. İlgiye ve sevgiye muhtaç, Katya ve Nataşa arasında aşkı gidip gelen
EzilenlerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202223,8bin okunma
Küçük Ağa
10/10
·479 syf.··
Beğendi
·
2025 39. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 11 Ağustos 2025 22:37
Küçük Ağa değerli yazarımız Tarık Buğra nın ağzından kurtuluş mücadelemizi anlatan önemli bir eser. Bir taraftan Osmanlı’nın hala direnişine ve onsuz olunamayacağına inanan Nam-ı değer İstanbul’lu Hoca, yani Küçük Ağa; bir taraftan da Osmanlı’nın aslında son bulduğunu, düşmandan asıl kurtuluşun yeni bir güce sahip olunması gerektiğine inanan Kuva-i Milliyeciler. İki tarafında yegane derdi aslında kanımızda esaretin olamayacağı, bağımsızlık isteği.. Kuvvacılardan kaçan Küçük ağa er yada geç Osmanlı ile bu işin yürümeyeceğini anlamış olsa da düzenli orduya katılmak istemeyen çetelerin bağrına düşmüştür. Aslında büyük bir özlem duyduğu ve tek doğrunun payitaht olduğunu düşünen Ağa, sonrasında Osmanlı Devletinin yanlış attığı adımlarla bir girdabın içerisine girdiğini üzülerek öğrenmiştir. Bir taraftan idam ile cezalanan Küçük Ağa’nın kaçış hikayesi bir taraftan da eşi Emine ve oğlu Mehmet’e, karşı konulamaz özlemi onun bu macerasında büyük bir yer tutmuştur. Bu uzun hikayede yine en yakın dostu önce doğru bildikleri, sonrada Çolak Salih olmuştur. Kısa bir zamanda bir Kuvvacıya dönüşen Salih, Küçük Ağa’nın doğruluğuna inanması ile onu Kuva-i Milliyeden kurtarması, sonrasında ise dönüp dolaşıp Kuvvacı olma yolunda önemli bir adım atmasına sebep olmuştur. Kendi içinde ciddi savaş veren Küçük Ağa, asıl kurtuluşun düzenli orduya katılmak ve önemli bir lider olan Mustafa Kemal Atatürk ün önderliğinde düşmanın ülkeden kovulmasına katkıda bulunmak olduğunu anlamıştır. Derin ve sarsıcı bir hikaye ile karşımıza çıkan, yakın dönem Kurtuluş Mücadelesini anlatan Tarık Buğra ve değerli eseri Küçük Ağa beni çok heyecanlandıran, okurken çok keyif aldığım bir kitap idi. Israrla okumayanların hemen okumasını öneririm..
1000Kitap
Küçük AğaTarık Buğra · İletişim Yayınları · 201511,8bin okunma
Savaş mı!! İnsanlık ise hiç uğramadı Saraybosna’ya..
10/10
·328 syf.··
Beğendi
·
2025 19. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Mart 2025 14:48
İncir Kuşları nasıl okudum nasıl bitirdim bilemiyorum. Kitabı okurken hangi duyguları yükledim kalbime, hangi duygular içinde kayboldum; kime kahrettim, kime isyan ettim, beynimle kalbîm arasında gittim gittim geldim.. 20. yüzyılda yakın geçmişte bir savaş daha 3 yıl önce gidip gördüğüm Balkan topraklarından Saraybosna da yaşanan zulmü, acıları halen sindirip dimağımda eritememişken, yazar Sinan Akyüz ün yazmış olduğum olduğu İncir Kuşları kitabı gerçekleri bir kez daha yüzüme soğuk soğuk vurdu. Yaşanan acıların tarifi yok.. Sırf Müslüman diye insanların katledildiği, kadınlarım tecavüze uğradığı, insancıl olmayan bir çok şeye maruz bırakıldığı bu durum SAVAŞ OLAMAZ!!! Savaşta bile bu kadar acımasız olunamaz. İnsanlar savaşta bir kez hayattan koparılır. Binlerce kez öldürülen, ölmek isteyip ölemeyen, yaşamak için hiçbir gayesi yokken zorla yaşatılan, acı çektirilen, binlerce zulmün üzerinden geçtiği Boşnak Müslümanlar.. İncir Kuşları kitabında Sueda veya aşkı Tarık üzerinden anlatılan gerçek acıların tarifi yok. Kitapta geçen şu cümle beni öylesine yaraladı ki; “ Sırplar, “ dedim. “ Bir tek bizleri değil, şu zavallı incir kuşlarını bile öldürdüler. “ Katliam, vahşet, İnsanlığın!!! göz yumduğu büyük acılar altında yıkıldım, kahroldum.. Ayrıca Srebrenica: Unutulmuş bir vicdanın kenti… 3 yıl süren bu katliamlarda kimsenin sesinin çıkmadığı, Avrupalı devletlerin göz yumduğu, Birleşmiş Milletlerinde bu vahşetin içinde bulunduğu dramatik bir acının kenti Saraybosna.. Vahşice katledilen ve gömülüp gizlenen yaklaşık 20 binden fazla canın HAYAT olup uçtuğu MAVİ KELEBEKLER.. Bu insanlar Bu kelebeklerle kanatlanıp uçtular… Sizler sadece bu İncir Kuşları kitabıyla bilinmediniz, ama değerli yazarımız Sinan Akyüz bir kez daha bu gerçekleri dünyaya haykırdı..
İncir KuşlarıSinan Akyüz · Alfa Yayınları · 202433,3bin okunma
İçinde bir tutam delilik olmayan hayat eksik bir hayattır..
9/10
·536 syf.··
Beğendi
·
2025 8. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 22 Ocak 2025 13:27
Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi Bu kitapta bir çok şeyi gösterdi yazarımız Ayfer Tunç . Yüzlerce karakter bir çok yönüyle tanıtıldı bize. Aslında hergün sokakta, televizyonda, çevremizde gördüğümüz tiplemeleri yazarımız bize bir hastaneyle ilişkili olsun olmasın çok güzel aktardı. Bir hastanin kuruluş hikayesinden tut, yapılış aşamasında katkısı olan, çalışan sağlık çalışanlarından, doktorlarından, hemşirelerinden, hastalarından hepsinden doyasıya bir hikaye çıkarmış değerli yazarımız Ayfer Tunç Sadece karakterleri ile sınırlı olmayan okudukça okuyası gelinen bir kitap olan Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi da karakterlerin kaç kuşak neslini, o zamanlardaki olayları öyle güzel anlatıp tasvirlenmiş ki merakla her bölümü okuyup, okuduğum sürece keyif aldım. Okurken hiç sıkılmadan bir solukta okumaya çalıştım, bende inanılmaz bir merak unsuru oluşturan bu kitapta ki hikayeler aslında gerçek hayatta bir çok insanın nasıl rastlantılar içinde yaşadığının bir göstergesi. Kader deyip alnımıza yazılan bir çok şeyin aslında nasıl değişken unsurlara sahip olduğunu ve şekillendiğini bu kitapta gördüm. Hastane tarihinden yapım aşamasından ve bu romana katkısı olan insanların bir çoğunun hazin sonu derin düşüncelere meyletti beni. Aslında ruh hastalıkları hastanesi olarak yapılması planlanmayan, denize sırtı dönük bir hastanenin, nasıl hikayeler barındırdığını sıkılmadan okuduğum bu kitap bana; her insanın içinde ne olursa olsun nasıl bir ünvana sahip olursa olsun küçük bir delilik barındırdığı, aslında bunun da bir miktar doğal olduğunu gösterdi bana. Kuru Kız ve Aziz Bey Hadisesi ile tanıştığım değerli yazarımız Ayfer Tunç un bu değerli eserini okuduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. Kitapta yüzlerce karakterin birbirleriyle nasıl bu denli bir ilişki içerisinde olduğunu gördükçe aslında insanoğlunun nasıl bir küçük dünyada yaşadığını
Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa TarihiAyfer Tunç · Can Yayınları · 20195,5bin okunma
Reklam