Feriha Karcılar

"Ruh ve zıt kutbu nefs... Biri ak, öbürü kara iki erimiş maden gibi kalb potasına dökülüyor ve orada bir karışım billurlaştırarak kalbin hakikatini daire içine alıyor."
Ve ağaç konuşuyor: - Allah'ım; sana büyük derken, kafamın büyüklük üstündeki bilgi ve kavrayışının, utançtan yokluğa can attığını duyuyorum. Ey büyüklüğün yaratıcısı Allah'ım... Sana "Yok!" diyenleri bir tarafa bırak; "Var!" diyenler bile beni incitiyor. Zira varlık zatiyle ve her şeyiyle senin kulun ve oyuncağın... Sen o kadar varsın ki, sana "Var!" demek, seni kuluna ve oyuncağına tasdik ettirmek gibi geliyor bana... Ah, imanın öyle bir derecesini seziyorum ki, o derecede, konuşmak yok mu, konuşmak, o bile küfür... İşte ben bu yüzden dilsizim...
-Ayakkabılarınızdan sonra bir şey çıkarmayı unuttunuz! -Nedir o? -Başınız! Ve konuşmaya devam etti: -Ben şapka giymiyorum ki... -Şapkanızı değil, kafanızı işaret ediyorum! -Kafam mı?.. Kafasız ne yaparım sonra ? -Size öyle bir kafa verirler ki, eskisini çöp tenekesine atmaktan başka çareniz kalmaz!
"Yaş odunlar gibi haykıra haykıra yanma!.. Kuru odunların eriyişine denk, tatlı ve sessiz kavrul!.."
"Bulduğumu sanmaktan ziyade, umduğumu aramaktayım..."