"Ruh ve zıt kutbu nefs... Biri ak, öbürü kara iki erimiş maden gibi kalb potasına dökülüyor ve orada bir karışım billurlaştırarak kalbin hakikatini daire içine alıyor."
Ve ağaç konuşuyor:
- Allah'ım; sana büyük derken, kafamın büyüklük üstündeki bilgi ve kavrayışının, utançtan yokluğa can attığını duyuyorum. Ey büyüklüğün yaratıcısı Allah'ım... Sana "Yok!" diyenleri bir tarafa bırak; "Var!" diyenler bile beni incitiyor. Zira varlık zatiyle ve her şeyiyle senin kulun ve oyuncağın... Sen o kadar varsın ki, sana "Var!" demek, seni kuluna ve oyuncağına tasdik ettirmek gibi geliyor bana... Ah, imanın öyle bir derecesini seziyorum ki, o derecede, konuşmak yok mu, konuşmak, o bile küfür... İşte ben bu yüzden dilsizim...
-Ayakkabılarınızdan sonra bir şey çıkarmayı unuttunuz!
-Nedir o?
-Başınız!
Ve konuşmaya devam etti:
-Ben şapka giymiyorum ki...
-Şapkanızı değil, kafanızı işaret ediyorum!
-Kafam mı?.. Kafasız ne yaparım sonra ?
-Size öyle bir kafa verirler ki, eskisini çöp tenekesine atmaktan başka çareniz kalmaz!