bir gün hiçbir şeye aldırmamaya başladım; bir de baktım, bütün sorunlarım yok olup gitmişler. o gün gerçeğin büyük sırrını öğrendim. kasım ayında öğrendim bu sırrı, kasım'ın tam üçünde, ve o günden beri hiç aklımdan çıkarmadım.
biliyorum, çoğunuz iyi insanlarsınız. bu yüzden hep kötüler kazanıyor zaten. birçok kötü, hatta alçak tanıdım. çoğu neşeli insanlardı. hiçbirinde çekingen bir ruh haline rastlamadım.
kötüler atak, iyiler pısırıktır. etrafınıza bakın; en heyecan verici, en eğlenceli insanlar hep sahtekârlardır. hepsi paldır küldür konuşan, ağız dolusu gülen insanlardır. çünkü,sahtekâr sempatik olmak zorundadır. iyinin böyle bir mecburiyeti yoktur. iyi sıkıcıdır. kadınlar iyilere değil, güvenilmez erkeklere aşık olur bu yüzden.
zaten, aşk denen altüst oluşla ancak bir üçkâğıtçı basa çıkabilir. aşkın tadını çıkaramaz iyiler. onlar sarılıp sessiz bir uzanmayı aşk zanneder. tekdüzedirler. yavaştırlar. kadınlar da dertlerini onlarla paylaşır ama, gidip bir güvenilmezle sevişirler. tutku kötülerin işidir. sessiz ve efendi bir insan cümlesiyle tanımlanan bir iyilik kolaydır. sahtekârlık daha zordur, maharet ister. sahtekarlar zeki, hızlı ve atak olmalıdır.
enerjiktir. (tabii kötü kötüler konumuz dışındadır. yani hem salak hem kötü olmaya çalışanlar için düşünmeye, yazmaya değmez.) üç kâğıtçı... sahtekârın en sempatik, en başarılı şekli. iyi bir hatiptir o. inandırıcıdır. konuştuğu zaman etrafındaki tüm iyi ve dürüst insanlar ağzının içinde kaybolur. hem çok iyi fıkra anlatır hem hüznün tüm renklerinden haberdardır. kahkahasında pirzola tadı, hüznünde bazen ölümün sesi vardır.
adam başarılıdır. yeteneklidir. iyilik kolaydır. kötülük maharet ister. iyi olmak için, kimseye kötülük yapmamak yeterlidir. ama, kötü olmak için daha çok çalışmalısınız! iyi, kötünün karşısında kendine güvensiz, enerjisiz, çaresizdir.
filmlerde bile iyi, kötüleşmeden kötünün hakkından gelemez. yeminini bozar ve kavgaya girer. oysa kavga kötünün mesleğidir asıl. biz iyi seyirciler perdedeki iyi adamımız kan döktükçe
Yüz yıl oldu yüzünü görmeyeli,
belini sarmayalı,
gözünün içinde durmayalı,
aklının aydınlığına sorular sormayalı,
dokunmayalı sıcaklığına karnının.
Yüz yıldır bekliyor beni
bir şehirde bir kadın.
Aynı daldaydık, aynı daldaydık.
Aynı daldan düşüp ayrıldık.
Aramızda yüz yıllık zaman,
yol yüz yıllık.
Yüz yıldır alacakaranlıkta
koşuyorum ardından.
“Şimdi konuşmuyorum, seneler sonra da konuşmayacağım. Hiçbir zaman karşılarına geçip intikam almayacağım...
Düştüklerinde iyi olmuş bile demeyeceğim. Benim kelimelerim sesimden çıkıp kimseye çarpmayacak. Keşke bunun anlamını biraz olsun bilseydiniz.. "