En son okuduğum kitap Saatleri Ayarlama Enstitüsü olduğundan mıdır bilmem o kadar iyi geldi ki bu kitap. Yazarın şairane bir dille yazmış olduğu eseri okurken akıp geçiyor zaman.
Gökyüzüne bakmayı sevmeyen, insanlara inanmayan ve kız kardeşiyle eniştesinin ölümünden sonra kendisini 30 yıl boyunca bir apartman dairesine kapatan Canım Ludo ile dün akşam tanıştım. Seni okurken bir yandan “ Neden mutsuzdu Ludo? Neden çıkmıyordu dışarı? Ne yaşamış ki bu hale gelmiş ? “ sorularını ;bir yandan da ülkemde yaşanmışlıkları ve yaşananları düşünüyordum. Ülkesinde bağımsızlık mücadelesi için insanlar birbirlerine girmişken neden ve nasıl mutlu olacaktı ki Ludo?
Ludo’yu tanımaya başlarken yan karakterleri de tanıtıyor yazar ve Ludo ile bağlantılarını tıpkı İhsan Oktay Anar ın Puslu Kıtalar Atlası isimli eseri gibi bir sonraki sayfalarda ortaya çıkarıyor. “ Aaa demek bu yüzden öyle olmuş”derken buluyordum kendimi bağlantılar ortaya çıktıkça. O kadar güzel bağlamış ki olayları Jose Eduardo Agualusa hayran kaldım.
Ve“ Annem ben çocukken öldü. Annemin kollarından uzakta nasıl çocuk olabilirim .”diyen Sabalu ( Burada Doğan Cüceloğlu nun “ Annen yok, kimsen yok” sözü gelmişti aklıma.)keşke daha erken bulsaydın yaa Ludo’yu . Bulsaydın da daha erken yaralarınızı sarıp sarmalasaydınız ya …
Unutmak ve unutulmak karakterlere göre farklı ele alınmış. Kimi unutulmanın acı çektireceğine; kimi acısını dindireceğine inanıyordu. Siz neye inanırsınız bilmiyorum ama kitabın sonlarına doğru “ne neden olmuş , niçin olmuş, nasıl olmuş “tüm sorularınıza cevap buluyorsunuz acı bir gerçekle. Boğazımda koca bir düğüm kadınlara yapılan haksızlık ve zulümlere ah ederken; Canım Ludo’m seni hep kalbim acıyarak hatırlayacağım.
Anlatımıyla sizi gerçekten dinlendirecek okunası bir kitap Unutmanın Genel Teorisi Sağlıkla kalın, kitapla kalın efendim.
Dilinin ağır ve uzun cümlelerle dolu ve çok fazla karakterlerin olması,bunların birbirlerine bağlanması yer yer kafa karıştırıp bizi kitaptan uzaklaştırsa da anlatımı dönemine göre akıcı ve belli bir sayfadan sonra dikkatimizi çekecek olayların başlaması ile keyfe dönüşecek bir kitap. Ahmet Hamdi Tanpınar ’ın eserini hiç okumamıştım ama sayfaları ilerledikçe şunu düşünmeye başladım: Nasıl bir insan saat üzerinden toplumumuzda yer alan ikilemlere( Doğu-Batı, hayal-gerçek…)değinebilir?Nasıl bir insan bir kurum üzerinden bürokrasiyi aynı zamanda binanın mimarisinden yola çıkarak dönemleri okuyucuya eleştirebilir? Ve nasıl bir insan tüm karakterlere birden fazla semboller yükleyip okuyucuya farklı farklı bakış açısı kazandırır ki?
Ben hasta değilim sadece talihsiz bir adamım diyen Hayri İrdal’ a üzülürken; Nuri Efendi’ ye hayran olabiliyor; Halit Ayarcı’nın kıvrak zekasına şaşırabiliyor; anlatılan hazine hikayelerine yok artık diyebiliyor; halaya gülebiliyorsunuz. Her türden duyguyu yaşatan, neredeyse bütün toplumlara ait problemleri ironik bir şekilde anlatan okunası bir esermiş Saatleri Ayarlama Enstitüsü .
Hayal dünyası alkışlanası bir yazarmış Ahmet Hamdi Tanpınar . Kendisiyle geç tanışmanın verdiği üzüntü ile Edebiyat tarihimizi oluşturan yazarları dilini anlamayacağımız kaygısıyla görmezden gelmemeli ve onlara gereken değeri vermeliyiz diyorum .
Gerçekten dediği gibi talihsiz mi yoksa hasta mı Hayri İrdal merak edenlere tavsiye edilir efendim. Sağlıkla kalın, kitapla kalın .