Bir kez daha insana dokunmayı başarıyor Zülfü Livaneli . Unuttuğumuzu sandığımız olayları, yüreğimizde saklı olan acıları naif bir dille ortaya çıkarıyor bu kitabında .
Geçmişin gölgesinde kalan hayatlar, yarım kalmış cümleler ve zamana direnen sevgi…
Bir kuşağın hayalleriyle kırgınlığı ve kızgınlığı arasında sıkışmış bir hikaye. “ Dünyayı değiştirebiliriz” inancıyla yürüyen bir kuşağın taşıdığı umudun yerini sessizliğin alışı.
Yazarın geçmişle hesaplaşmasını, öfkesini , bekleyişini Selim üzerinden sade bir dil ve
derin bir anlatımla okuyorsunuz.
Hem Selim ile Leyla’nın aşkına hem de bir dönemin vicdanına tanık olurken bu kez Sevgili Zülfü Livaneli’yi biraz yorgun, biraz öfkeli belki biraz da kırgın görüyorum.
Ve aklımda tek bir soru ile bitirdim kitabı: “ Neden?”
Okunulası bir kitaptır. Okuyunuz, okutturunuz efendim …
Zülfü LivaneliKonstantiniyye OteliEngereğin GözüKaplanın SırtındaKardeşimin HikayesiSerenad
Osman Balcıgil ’in Yeşil Mürekkep’ten sonra okuduğum ikinci kitabıydı. En Hüzünlü Eylül tam anlamıyla bir dönem romanı örneğiydi. Yine yapmış yapacağını yazar. Öyle güzel resmetmiş ki dönemin İstanbul’unu okumuyor adeta izliyorsun kitabı.
Karakterlerin kurgu olduğunu bilsem de yaşanan olayların gerçek olduğunu bilmek kahretti beni. Ah 6-7 Eylül , ah…Utancımın, kızgınlığımın , hissettiğim acının tarifi yok. Hangi dinde hangi kitapta yazıyordu da can almak, yaşanmış onca olay… Canımın içi Yorgo, Sevgili Suzan, Canım Lena, Hristo Amcam ve Kalyopi Teyzem “ keşke” der susarım… Gözünüzde yaş, boğazınızda düğümle okuyacağınız su gibi bir eser. Tavsiye edilir, okuyunuz okutturunuz efendim…
Avuçlarımda Hala Sıcaklığın VarCumhuriyet Gibi Bir Kadın Nahit HanımNefesi Tutku Olan Kadın: Afife JaleCelileİpek SabahlıkEn Hüzünlü EylülYeşil Mürekkep
En Hüzünlü EylülOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 20243,707 okunma
Osman Balcıgil ‘in okuduğum ilk kitabıydı. Nasıl duru bir anlatım nasıl güzel bir kalemdir .Bazen tebessümle bazen hüzünle okuduğum , bitirdiğimde kendimi ağlarken bulduğum enfes bir roman .Kitabı okuduğum süreçte evde Sabahattin Ali, Nazım Hikmet, Aziz Nesinlerle yaşıyor gibiydim . Hangi kltabı ne amaçla yazmış, şarkılara dönüşen şiirlerini hangi şartlarda yazmış yeşil mürekkepli kalemiyle okudukça anladım .Yüreğimde bir sızıyla bitirdiğimde kitabı anladım ki Sabahattin Ali eserlerini bugüne kadar yanlış duyguyla okumuşum . En kısa zamanda tarihini bildiğim eserlerini tekrar okuyacak ve kitaplarını ona göre değerlendireceğim. Daha uzun yaşayabilir, daha fazla eserleriyle tanışabilirdik üstadın ama… Aydın insanların hak ettiği değeri bulması umuduyla … Tavsiye edilir, okuyunuz okutturunuz efendim :)
En Hüzünlü EylülSırça Köşkİçimizdeki ŞeytanKürk Mantolu Madonnaİpek Sabahlık
En son okuduğum kitap Saatleri Ayarlama Enstitüsü olduğundan mıdır bilmem o kadar iyi geldi ki bu kitap. Yazarın şairane bir dille yazmış olduğu eseri okurken akıp geçiyor zaman.
Gökyüzüne bakmayı sevmeyen, insanlara inanmayan ve kız kardeşiyle eniştesinin ölümünden sonra kendisini 30 yıl boyunca bir apartman dairesine kapatan Canım Ludo ile dün akşam tanıştım. Seni okurken bir yandan “ Neden mutsuzdu Ludo? Neden çıkmıyordu dışarı? Ne yaşamış ki bu hale gelmiş ? “ sorularını ;bir yandan da ülkemde yaşanmışlıkları ve yaşananları düşünüyordum. Ülkesinde bağımsızlık mücadelesi için insanlar birbirlerine girmişken neden ve nasıl mutlu olacaktı ki Ludo?
Ludo’yu tanımaya başlarken yan karakterleri de tanıtıyor yazar ve Ludo ile bağlantılarını tıpkı İhsan Oktay Anar ın Puslu Kıtalar Atlası isimli eseri gibi bir sonraki sayfalarda ortaya çıkarıyor. “ Aaa demek bu yüzden öyle olmuş”derken buluyordum kendimi bağlantılar ortaya çıktıkça. O kadar güzel bağlamış ki olayları Jose Eduardo Agualusa hayran kaldım.
Ve“ Annem ben çocukken öldü. Annemin kollarından uzakta nasıl çocuk olabilirim .”diyen Sabalu ( Burada Doğan Cüceloğlu nun “ Annen yok, kimsen yok” sözü gelmişti aklıma.)keşke daha erken bulsaydın yaa Ludo’yu . Bulsaydın da daha erken yaralarınızı sarıp sarmalasaydınız ya …
Unutmak ve unutulmak karakterlere göre farklı ele alınmış. Kimi unutulmanın acı çektireceğine; kimi acısını dindireceğine inanıyordu. Siz neye inanırsınız bilmiyorum ama kitabın sonlarına doğru “ne neden olmuş , niçin olmuş, nasıl olmuş “tüm sorularınıza cevap buluyorsunuz acı bir gerçekle. Boğazımda koca bir düğüm kadınlara yapılan haksızlık ve zulümlere ah ederken; Canım Ludo’m seni hep kalbim acıyarak hatırlayacağım.
Anlatımıyla sizi gerçekten dinlendirecek okunası bir kitap Unutmanın Genel Teorisi Sağlıkla kalın, kitapla kalın efendim.
Dilinin ağır ve uzun cümlelerle dolu ve çok fazla karakterlerin olması,bunların birbirlerine bağlanması yer yer kafa karıştırıp bizi kitaptan uzaklaştırsa da anlatımı dönemine göre akıcı ve belli bir sayfadan sonra dikkatimizi çekecek olayların başlaması ile keyfe dönüşecek bir kitap. Ahmet Hamdi Tanpınar ’ın eserini hiç okumamıştım ama sayfaları ilerledikçe şunu düşünmeye başladım: Nasıl bir insan saat üzerinden toplumumuzda yer alan ikilemlere( Doğu-Batı, hayal-gerçek…)değinebilir?Nasıl bir insan bir kurum üzerinden bürokrasiyi aynı zamanda binanın mimarisinden yola çıkarak dönemleri okuyucuya eleştirebilir? Ve nasıl bir insan tüm karakterlere birden fazla semboller yükleyip okuyucuya farklı farklı bakış açısı kazandırır ki?
Ben hasta değilim sadece talihsiz bir adamım diyen Hayri İrdal’ a üzülürken; Nuri Efendi’ ye hayran olabiliyor; Halit Ayarcı’nın kıvrak zekasına şaşırabiliyor; anlatılan hazine hikayelerine yok artık diyebiliyor; halaya gülebiliyorsunuz. Her türden duyguyu yaşatan, neredeyse bütün toplumlara ait problemleri ironik bir şekilde anlatan okunası bir esermiş Saatleri Ayarlama Enstitüsü .
Hayal dünyası alkışlanası bir yazarmış Ahmet Hamdi Tanpınar . Kendisiyle geç tanışmanın verdiği üzüntü ile Edebiyat tarihimizi oluşturan yazarları dilini anlamayacağımız kaygısıyla görmezden gelmemeli ve onlara gereken değeri vermeliyiz diyorum .
Gerçekten dediği gibi talihsiz mi yoksa hasta mı Hayri İrdal merak edenlere tavsiye edilir efendim. Sağlıkla kalın, kitapla kalın .