Aşkın hiç kimseyi korkaklaştırmadığını söylemek arzusunu duyuyor insan. Gerçek aşk, belki. Ama gerçek aşkı aramızda kim biliyor? Sevdiğine işkence edildiğini, sevdiğinin boğazlandığını ya da kirletildiğini görmektense, kendini şeytana satmayacak kadar seven, güvenen ve inanan var mı? Aşkını talep etmek için tahtından inmeyecek kadar kendinden emin ve kudretli olan var mı? Evet, kaderlerini kabul eden, sessizlik ve yalnızlık içinde bir kenarda oturan, kendi kendilerini yiyen büyük insanlar olmuştur. Ama bu insanlara hayran mı mı olmalı, yoksa acımalı mı? En büyük mecnunlar bile hiçbir zaman neşeyle ortalıkta dolaşıp: "Her şey yolunda!" diye bağıramamışlardır.
Mavi rüzgârlara rağmen ilâhlaşarak kalkıyorum
Denizin taptığı bir ay ışını gibi
En katı azizlere dil döktüm yalvar yakar
Mayasız ve yumuşak ekmeğimi kutsamadı hiçbiri
Yaşamın başlangıcında olduğu gibi ortasında da melekler kendileriyle benzeşirler; bense nicedir benzemiyorum kendime artık. Bir mercan adaları kuşağına sıkışmış bir göl gibi, zekâmızın sınırları içine kapatılmış olan insan ve ben, kötü yazgı ve mutsuzluğa karşı kendimizi savunmak için güçlerimizi birleştirmek yerine, sanki birbirimizi kılıçla yaralamışız gibi, öfke içinde titreyip ters yönlere saparak birbirimizden ayrıldık!
Eh, öyle olsun! Mademki her birimiz ötekinde kendi alçalmasını bulguluyor... mademki birbirimizin öldüresiye düşmanıyız, insana karşı yaptığım savaş varsın sonsuza dek uzasın. İster yıkıcı bir utku kazanayım, ister yenik düşeyim, güzel olacak savaş: Ben, tek başıma, insanlığa karşı. Ağaç ya da demirden yapılmış silahlar kullanmayacağım; topraktan çıkartılan maden katmanlarını ayağımla geri göndereceğim: Harpın güçlü ve meleksi sesi, benim parmaklarımda, korkunç bir tılsıma dönüşecek. İnsan denen bu yüce maymun, kızıl somaki mızrağını göğsüme sapladı, nice pusuda; ne denli görkemli olurlarsa olsunlar, bir asker göstermez yaralarını. İki tarafa da acı verecek, bu korkunç savaş; inatla birbirlerini yok etmeye çalışan iki dost, ne yıkım!
Dünyayı kötü bir yere çeviren hayvanlar değil, insanlar ! Kısırlaştırılması gereken bir tür varsa o da insanlar olmalı ! Dünyaya aptalca uyguladığımız sistemlerimiz, kurallarımız, yasalarımız ile mahvedip sorumluluğu hayvanların çoğalmamasına, kısırlaştırılmasına yükleyemeyiz. Yaşam temel bir hak ise, vücut dokunulmazlıktır !