İnsan ölçeğinde bir algı alanı içinde varlığını kurmaca şeklinde de olsa koruyan özne nesne ayrımı, mikroskopik olgular ve aşırı görüngüler düzleminde geçerliğini yitirir. Bu görüngüler, özneyle nesnenin temel ayrımsızlığını, bir başka deyişle bilgilenme aygıtımıza ilişkin olarak dünyanın temel yanılsamasını yeniden oluştururlar. Nesnenin, gözlem sırasında özne tarafından bozuşturulması üzerinde çok duruldu. Ama, tersi bozulma ve bunun şeytansı ayna etkisi sorusu gündeme getirilmedi. Oysa, ilginç durumlar, nesnenin gizlendiği, kavranılamaz, çelişkili, karmaşık olduğu, bu karmaşıklıkla öznenin kendisini ve çözümleme yöntemini bozduğu durumlardır. Öznenin, nesneyi keşfettiği koşullara her zaman ilgi duyulmuş: nesnenin özneyi keşfettiği koşullar hiçbir biçimde araştırılmamıştır.
"Eğer tüm büyük ruhların içindeki iyiliği ve onların düşünme gücünü bir araya toplasanız, yine de onların hepsi Zerdüş'ün tek bir konuşmasını bile ortaya çıkarmakta yetersiz kalır. Yoğunluk, onun üzerinde inip çıktığı merdivendir; o herkesten daha ilerisini görmüş, daha ilerisini istemiş, herhangi bir insanın başardığından daha fazlasını başarmıştır."
"Onun içinde bütün zıtlıklar bir araya gelip yeni bir birlik yaratır."
"Zerdüşt'ten önce insanlar yüksekliğin ve derinliğin ne demek olduğunu bilmiyorlardı; hele doğrunun ne olduğu hakkında hiçbir fikirleri yoktu."
"Zerdüst'ten önce bilgelik yoktu, ruhları incelemek yoktu, konuşma sanatı yoktu, en tanıdık olan burada(Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabında) hiç duyulmamış nesnelerden bahsediliyor olmasıdır."
"Ama Zerdüşt nasıl da herkese iniyor ve nasıl da biliyor güzel şeyler söylemeyi. Kendi rakiplerini, rahipleri nasıl da nazik ellerle yeniyor ve onlardan dolayı onlarla beraber acı çekiyor! İnsan burada her an aşılmaktadır: «üstün insan» kavramı burada en büyük gerçeklik olmaktadır."
"İnsanlar çeşitli unvanlar altında her şeyi var güçleriyle kendilerine yonttukları sũrece, ortadaki mal ne kadar çok olursa olsun hepsi ancak birkaç kişi arasında bölüştürülür, kalanlar açlığa terk edilir. Sonuçta birbirlerinin kaderini yaşamaya layık sınıflar ortaya çıkar, çünkü zenginler yırtıcı, vicdansız ve işe yaramaz insanlarken, yoksullar mütevazı ve kibirsiz insanlardır, günlük uğraşlarıyla da kendilerinden çok toplumun çıkarına hizmet ederler."
Bu yüzden ben kesin olarak şuna inanıyorum: özel mülkiyet tamamıyla terk edilmedikçe, malların eşit ve adil bir yöntemle dağıtılması ya da insanların yaşamının refaha kavuşması olanaksızdır. Özel mülkiyet var olduğu sürece insanlığın en büyük ve en faydalı kesimi yoksulluğun ve çetin yaşamın getirdiği kaygıların malum yükü altında ezilecektir.
"Birinci Dünya Savaşı sırasında Hitler yaya haberciydi; bir Alman siperinden diğerine mesaj iletiyordu ve silah arkadaşlarının Fransız genelevlerini ziyaret ettiğini görünce midesi bulandı. Aryan soyunun saf kalmasını sağlamak ve zührevi hastalıkların bulaşmasını engellemek için Nazi bölüklerinin savaşa giderken yanına alabileceği şişirilebilir bir bebek yapılması yönünde talimat verdi. Bebeği Hitler tasarladı. Bebeğin saçları sarıydı ve kocaman memeleri vardı. Müttefikler Dresden'i bombalayınca, fabrika yıkıldı ve bebekler dağıtılamadı."