Konfüçyüs, onun kafasında beliren soruyu okumuşçasına bir adım yaklaştı, Kien'in ondan en aşağı iki karış daha uzun olmasına karşın ona doğru eğildi ve içtenlikle şu öğüdü verdi: "İnsanların tutumlarını izle, davranışlarına yön veren nedenlere bak, nelerden zevk aldıklarını, neleri doyurucu bulduklarını gözle. İnsanoğlu hemcinslerinden tümüyle saklayabilir mi kendisini? Başarabilir mi bunu hiç?"
Bunları duyan Kien'i bir karamsarlık aldı. Ne yararı vardı bu sözleri ezbere bilmenin? Onları uygulamak, denemek, içerdiklerini güçlendirmekti asıl yapılması gereken. Sonra, sekiz yıldır boşuna yaşamış meğer yanımdaki insan, diye düşündü. Tutumlarının bilincindeydim ama davranışlarının nedenleri üzerinde kafa yormadım. Kitaplarım için neler yaptığını biliyordum. Sonuçları her gün gözümün önündeydi çünkü. Ama bütün bunları para uğruna yapıyor, diye düşünüyordum. Oysa nelerden zevk aldığını, neleri doyurucu bulduğunu öğrendiğimden bu yana, sözü geçen nedenleri de daha iyi tanır oldum. Kimseciklerin başını çevirip bakmadığı, bir yana atılmış acınası kitapların lekelerini çıkarmaya uğraşıyor. Bu çaba onun için dinlenmenin ve uykunun yerine geçiyor. Hiç yakışık almaz bir kuşkunun etkisiyle onu mutfakta bastırmasaydım, davranışlarının gerçek nedenini hiçbir zaman anlayamayacaktım. Verdiğim kitabı, bir kadının ancak çocuğuna gösterebileceği bir sevecenlikle, işlediği yastığın üstüne koymuş. Sekiz yıl boyunca bir gün bile eldiven giydiğini görmemiştim. Salt elini bir kitaba, bu kitaba dokunduracak diye gitmiş, bunca güçlükle kazandığı parasıyla eldiven almış. Oysa aptal değildir, tersine zekâsı işlek bir insandır. Eldivene verdiği parayla istese aynı kitabın yenisinden üç tane alabileceğini bildiğinden kuşkum yok. Büyük bir hata işledim. Sekiz yıl boyunca bir kör gibi yaşadım.
Refah bürokrasileri, toplumun imgelem gücü üzerinde neyin değerli ve uygulanabilir olduğuna karar veren profesyonel, siyasi ve mali tekel olma iddiası taşırlar. Söz konusu tekeller sefaletin modernizasyonunun köklerinde yer almaktadır. Kurumsal bir karşılığı olan her basit ihtiyaç, yeni bir fakir sınıfı meydana getirmekte ve yeni bir sefalet tanımı yapmaktadır. On yıl önce Meksika'da, kişinin kendi evinde doğması, kendi evinde ölmesi ve bir arkadaşının mezarı yanına gömülmesi son derece normal bir yaşam düzeneğiydi. Kişinin sadece ruhsal ihtiyaçları kilise kurumu tarafından giderilirdi. Şimdi ise yaşamın evde başlayıp evde sona ermesi sefaletin ya da çok özel bir imtiyazın işareti haline gelmiştir. Hayatın sona ermesi ve ölüm, doktorların ve cenaze teşrifatçılarının kurumsal idaresi altında gerçekleşmektedir.
Çiftlik hayvanlarının kesimi için ihtiyaç duyulan aletler şunlardır: domuz raspası, domuz ve dana için demirden askı, şok tabancası, farklı boyutlarda satırlar, deri yüzme bıçakları, kemik kesme bıçakları, domuz kancası, et testeresi, biftek bıçağı, pickle pompası, sticking bıçağı ve kıyma makinesi. Büyük mezbahalar otuz beşten fazla bıçak türü kullanır. Selzer'ın tarifine göre mezbahada çalışan adamlar "adeta dansçılar gibi senkronize hareket eder ve çoğu zaman sessizlerdir. Sohbet eden, dedikodu yapan, birbirinin işini kolaylaştıran ise bıçaklarıdır."
George Orwellľ'in Hayvan Çiftliği romanında, hayvanların insan iktidarını devirdikten sonra ilk işleri kendilerine karşı kullanılan bu aletleri yok etmek olmuştur.
[Mezbaha] işini gizlilikle yürütür, sizin neyi göreceğinize kendi karar verir, neyi sizden saklayacağını da iyi bilir.
– Richard Selzer
Müziğin kolay anlaşılan ancak bir o kadarda açıklanamayan tarifsiz derinliği, deruni oluşumuzun tüm duygularını, hakikati tamamıyla bertaraf ederek ve acıdan uzak biçimde doğurması gerçeğine dayanır. Müzik, yaşam ve yaşam olgularının sadece özünü ifade eder, asla kendilerine değinmez.
Kâğıt torbanın bir yüzünde İntihar Dükkânı yazısı var. Oteki yüzünde ise şu yazı okunuyor: Hayatta başarılı olamadınız mı? Bize gelin, ölümünüzü başaracaksınız!