Artık kimse Napoleon’dan yalnızca “Napoleon” diye söz edemiyordu; resmî bir ağızla “Önderimiz Napoleon Yoldaş” denmesi gerekiyordu. Domuzlar ise ona Tüm Hayvanların Babası, İnsanların Korkulu Rüyası, Koyunlann Koruyucu Meleği, Yavru Ördeklerin Can Dostu gibi unvanlar bulmakta birbirleriyle yarışıyorlardı. Squealer, gözlerinden yaşlar akarak yaptığı konuşmalarda, Napoleon’un ne kadar bilge, ne kadar iyi yürekli bir hayvan olduğundan, yeryüzündeki tüm hayvanlara, özellikle de öteki çiftliklerde hâlâ cehaletin karanlığında köle gibi yaşayan mutsuz hayvanlara ne kadar derin bir sevgi bes lediğinden dem vuruyordu. Kazanılan her başarının, her sevindirici olayın Napoleon’a mal edilmesi artık bir alışkanlık olmuştu. Bir tavuğun başka bir tavuğa, “Önderimiz Napoleon Yoldaş olmasaydı, altı günde beş yumurta yumurtlayamazdım,” dediği; gölden su içmekte olan iki ineğin, “Napoleon Yoldaş’ın önderliği olmasaydı, gölün suyu bu kadar tatlı olur muydu?” diye bağırdığı bile duyulmuştu.
Özellikle üçünün de sigarasının dumanını ağızlarından ve burunlarından havaya üflemeleri ne kadar sinirlendiklerini gösteriyordu. Oysa kız kardeşi ne kadar da güzel çalıyordu. Başını yana eğmiş hüzünlü bakışlarla notaları
takip ediyordu. Gregor biraz daha öne çıktı ve kız kardeşiyle göz göze gelebilmek için başını iyice yere yanaştırdı. Müzikten böylesine etkilendiğine göre, bir hayvan olabilir miydi? Sanki özlediği, o bilinmeyen gıdaya giden yol
karşısına çıkıvermişti. Kız kardeşinin yanına kadar sokulup onu eteğinden çekerek kemanıyla odasına gelmesini ima etmeye kararlıydı, çünkü burada hiç kimse onun çaldığı müziği kendisi kadar takdir edemiyordu.
Ralph sessizce subaya baktı. Eskiden bu kumsalları saran o
garip güzellik, hayalinde canlanıveriyor gibi oldu bir an. Ama
şimdi kuru bir odun parçası gibi kavrulmuştu bu ada. Simon
ölmüştü... Jack ise... Ralph’ın gözlerinden yaşlar boşandı;
hıçkıra hıçkıra, titreye titreye ağladı. Buraya geleli ilk kez
kendini koyuveriyor, ağlıyordu. Duyduğu keder, tüm
gövdesini ürpertti, sarstı, parçaladı sanki. Ralph’ın sesi,
adanın tutuşmuş yıkıntısı karşısında, kara dumanın altında
yükseldi. Ralph acısı, öteki çocuklara da geçti; onlar da
titremeye, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladılar. Ve çocukların
arasında Ralph, kirli bedeni, karmakarışık saçları, silinmemiş
burnuyla, çocukluk döneminin bitmesine, insan yüreğinin
karanlığına ve Domuzcuk denilen o gerçek, o akıllı arkadaşın
havalarda uçup ölmesine ağladı.