Romana ilk başladığımda "acaba bu roman fazla mı abartılıyor?" demeden geçemedim kendi içimden. Şu an ki durumda gördüğüm şey; tümüyle yanıldığım. Bunu lâf cambazlığı olsun diye söylemiyorum ama Tutunamayanlar'a tutunmakta güçlük çektiğimi itiraf etmeyelim. Yarım bırakmayı düşündüğüm anlar da oldu. Fakat bütün zorluğuna rağmen kitabı bir türlü elimden bırakamıyordum. Kitap içine çekiyor insanı. Kitabın zor olmasının nedenleri; sadece anlaşılması güç paragraflar, uzun, yorucu ve zor betimlemeler kullanması veya kitabın kalın olması değildi. Bütün bunların yanı sıra belli bir yerden sonra gâyet anlaşılır cümleler kurulmuştu. Fakat buna rağmen, kullanılan cümleler dakikalarca düşündürebiliyordu insanı, işte asıl yorgunluk buradan geliyordu. Okudukça düşünüyor, düşündükçe okuyor ve düşünceli kelimeler birbiri ardı sıra halkalanıyordu. Tümüyle içimizden bir roman. Bir kitap ne kadar sevilebilirse o kadar seviyorum Tutunamayanlar'ı. Aile'mden biri gibi sıcak ve samimi. Bir kitabı bitirdikten sonra hafifler insan. Hele tuğla gibi bir kitabı bitiriyorsan tüy gibi hafif hissedersin kendini. Fakat; Tutunamayanlar'ı bitirmenin hafifliği değil ağırlığı oluyormuş. En azından benim için öyle oldu. İlk defa, okuduğum bir kitaptan bu kadar ayrılmak istemedim. Hele o sonlara gelirken ki hüzün, çökertti beni resmen. Selim'le, Turgut'la ve Olric'le tanışmanın güzelliği içerisindeyim. İyi ki ama iyi ki okudum. Oğuz Atay'a bu muhteşem eserinden ötürü müteşekkirim. Birçok söz söylenebilir bu kitap için, ama her biri yetersiz kalacak buna eminim. Okumak mı? Hiç tereddüt etmeyin. Tutunamayanlar'la yolculuğum yer yer yorucu, yer yer neşeli, yer yer ıstıraplı ve en önemliside hüzünlü bitti. Kendisi uzak diyarlara gitmişte, burada beni bir başıma bırakmış gibi. Uzun ve yorucu yolculuktan kalan