Paragraftaki her cümle varsayıma dayanıyor, bir önceki/bir başka varsayımı destek olarak kullanıp üzerine başka bir varsayım yapılarak da devam ediyor. Tekrarlandığında başarılı bir inandırma yöntemi bence, ki muhafazakar toplumlarda gözlemlemek çok kolay.
Allah'ın adaleti ile başlayan bir varsayım ile başlıyor. Çok düz bir soru olabilir ancak, hangi adaletten bahsediyoruz? Daha önce tanık olduğumuz Allah'ın adaleti nelerdir mesela? İnananlar için bir iltimas mı gözlemledik, veya haksızlığa karşı Tanrı cezası?
Yılanın, Tanrı'dan habersiz iş çevirememesi de Tanrı'ya inananlar tarafından atfedilen "her şeyi bilen" sıfatı, bunu şimdilik ihmal etsek bile, sebebini bilemediğimiz oyunu hayıra yormak da başka bir varsayım.
Paragrafın sonundaki; Tanrı'nın özlem/sevgi anlayışını tanımlamak da, O'na "sevgi dili" tarifi yapmak gibi. Bu, şimdiki durumun acizliğini kabullenmek için söylenen bir varsayım olmakla beraber, başka bir yolu olmadığını kabullenen başka bir varsayımı da içeriyor.
Özetle, bu paragraf tamamen sığ ve düz varsayımlarla dolu bir Tanrı güzellemesi olmuş; Tanrı iyidir, adaletlidir, yanlış varsa hayırlısıdır, bilir, eder, yapar!
Yunus Emre gibi derin ve arayış içerisinde olan bir dervişin anlayışıyla bu paragraf ne kadar örtüşüyor bilmiyorum. Ancak, yazarın sözleri ve Yunus'un dörtlükleri bana farklı şeyler anlatıyor.