…ortamda korkulacak bir güç olmadıkça insanların ve kuralların hesaba alınmadığıdır. Ortamda korku varsa, bu korkunun kaynağına 'saygı' duyulur. Eğer ortamda korku yoksa o zaman kişilerin insan olarak değeri yoktur, kurallara uymak zorunluğu duyulmaz.
Bu dünya görüşü, yaşama bakış tarzı, sokaktaki insanla paylaşılan bir algılama zemini oluşturur. Bu algılama zemini, insanın özünü, onurunu, tekliğini önemsemez; bu zeminin önemsediği en önemli faktör güçtür. Bu bir kültürdür ve ülkemizdeki insanlar bu kültürün içinde yoğrulmuşlardır. Ne var ki, nasıl kuş havanın, balık suyun farkında değildir, insanımız da bu kültürün yaşamımıza yön verdiğinin bilincinde değildir.
Korku kültürü, belirli türden bir yaşam tarzı, bir yaşam felsefesidir. Korku kültürü insanların özüne önem vermez; bu zeminde sosyal maskeler, mevkiler ve maddiyat önemlidir.
Değerler kültüründe insanın özü önemlidir; tüm yaşam süreci, özgün yaşama katkısı oranında anlam bulur.
Gördüğüm kadarıyla aydmJanrnız, henüz bu iki kültürü tartışmaya başlamamışlar; ne var ki, kanımca Türk toplumunun en can alıcı sorunu budur.