Görünürde her zaman gülümsüyor olsam da içeride çaresiz bir mücadeleyle debeleniyordum, bir ipte yürüyordum, ter içindeydim, onları eğlendirdikçe felaket ihtimali her an yaklaşıyordu.
"Birbirimizden çok farklıyız, düşünce olarak da öyle. Senin doğru ve yanlışların benim hayatıma çok uzak, hatta şikayetlerin benimkilere göre komik kalıyor. Derdin dert bile değil, şımarıklık gibi."
"Sen de kolu kırık birine, kolu kopmadığı için acı çekmeye hakkı olmadığını söylemeye cüret etme."
"Özlediğim ya da sahip olamadığım şeyler bana kendimi eksik hissettirmiyor."
"Çünkü eksikliklerini hissetmeyecek kadar çok şeye sahipsin," diye gözlerimle etrafı işaret ettim.
"Paranın dolduramayacağı boşluklar vardır, Çiçek."
"Ne yaparsan yap ama bacağı olmayan birine koşmanın o kadar zevkli bir şey olmadığını anlatmaya cüret etme."