Bir hikâye, yaşanmış ve kişisel olsa bile, bir kez dilden geçince, kelimelere bürününce artık bize ait olmaktan çıkar, o artık gerçeklik kadar kurmacanın da düzenine aittir.
Annemin Uyurgezer Geceleri, Ayfer Tunç’un aile, hafıza ve bireysel travmalar üzerine kurduğu psikolojik derinliği yüksek romanlarından biridir. Kitap, özellikle anne–çocuk ilişkisini sıradan bir aile hikâyesi olmaktan çıkarıp geçmişin insan ruhu üzerindeki etkilerini sorgulayan bir anlatıya dönüştürmesiyle dikkat çeker.
Romanın en güçlü yönlerinden biri, karakterlerin iç dünyasının ayrıntılı biçimde işlenmesidir. Yazar, olaylardan çok karakterlerin zihinsel ve duygusal süreçlerine odaklanır. Bu durum esere edebi bir derinlik kazandırsa da bazı okurlar için anlatının temposunu yavaşlatabilir. Özellikle olay örgüsünden çok iç monologlara yer verilmesi, hızlı ilerleyen bir hikâye bekleyen okuyucularda kopukluk hissi yaratabilir.
Dil ve anlatım açısından bakıldığında Tunç’un sade ama yoğun bir üslup kullandığı görülür. Metin akıcıdır; ancak duygusal yoğunluk zaman zaman karamsar bir atmosfer oluşturur. Bu karanlık ton, romanın temasına hizmet etse de okuma deneyimini psikolojik olarak ağırlaştırabilir. (Kitabın elimde bu kadar uzun kalmasının sebebi belki de budur.)
Romanın dikkat çeken bir başka yönü, aile ilişkilerini idealize etmek yerine kırılgan ve gerçekçi bir şekilde ele almasıdır. Yazar, annelik kavramını romantikleştirmek yerine insanî zaaflarıyla birlikte sunar. Bu yaklaşım edebi açıdan güçlüdür; fakat bazı okurlar için karakterlerle empati kurmayı zorlaştırabilir çünkü karakterler her zaman “sempatik” değildir.
Eser, güçlü psikolojik çözümlemeleri ve gerçekçi karakterleriyle nitelikli bir edebi roman örneği sunar. Ancak olay odaklı değil duygu ve düşünce odaklı bir anlatım tercih ettiği için herkes için kolay okunan bir kitap olmayabilir. Daha çok karakter analizi ve içsel anlatı seven okuyucular için etkileyici, hızlı tempo arayanlar için ise yer yer ağır