Sahi nedir sevmek, bir muma ateş olmak mı, yoksa yanan ateşe dokunmak mı?..
Şems-i Tebrizi, “Sevmeyene karınca yük, sevene filler karınca / Dağı bile taşır insan aşık olunca, inanınca” diyor… Küçük İskender’e göre ise, birini gerçekten sevdin mi; yaşı, ne kadar uzakta olduğu, boyu, kilosu sadece lanet birer sayıymış… Özdemir Erdoğan şarkısında, “Sevgi anlaşmak değildir, nedensiz de sevilir / Bazen küçük bir an için ömür bile verilir” diye anlatıyor sevgiyi…
Halil Cibran, “Sevgi bir şey istemez, tamamlanmaktan başka” diyor… Mevlana, “Sevgi karanlık bir tünelde yakılan mum ışığı gibidir; size yolunuzu gösterir ama uzakta ne olduğunu söylemez” diyor.
Fuzuli’ye sormuşlar, “Sevmek mi daha güzeldir, sevilmek mi?” diye; “Sevmek” demiş.. “Çünkü, sevildiğinden hiçbir zaman emin olamazsın”… Nazım Hikmet, “Ah benim sevdasında bencil, yüreğinde sağlam sevdiğim. Aklıma gelişini seveyim. Ne güzel de darma duman ediyorsun beni” diyor dizelerinde…
Dostoyevski der ki: “Sevmek, güzel birinde aşkı aramak değil; o kişide bilmediğin bir zamanın beklenmedik bir anında kendini bulmaktır.” Can Yücel, “Tabaklarda kalan son kırıntılar gibiydi sana olan sevgim. Sen beni hep bıraktın, bense hep arkandan ağladım” diyor…
Hz Aişe;
O Resulün Sevgilisiydi. Bunu bilmesine rağmen sormadan edemezdi. “Ey Allah’ın Resulü, beni seviyor musun?”
Allah’ın Resulü bu ne biçim soru demiyor, sevmesem burada ne işim var demiyor. Cevap veriyor;
“Evet Ya Aişe, tabi seviyorum!” Bununla yetinmiyor Hz Aişe validemiz, dahasını da merak ediyor, acaba nasıl seviyordu? Hemen soruyor; “Beni nasıl seviyorsun?” Peygamberimiz sevgi tanımlamasını yapıyordu sevgili eşine. İçten, samimi ve hayran kalınan bir ifadeyle;
“Kördüğüm gibi…”
Hz Aişe aldığı bu cevap karşısında çok memnun kalmıştı. Ve her zaman da alacağı cevap kendisini daha da mutlu edeceğinden sık sık sorardı; “Ey Allah’ın Resulü Kördüğüm ne alemde?” O Yüce Resul, her defasında, Hz Aişe’yi memnun eden cevabını veriyordu;
“İlk günkü gibi..”
Ben bir Ayten'dir tutturmuşum oh ne iyi
Ayten'li içkiler içip sarhoş oluyorum ne güzel
Hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin
Biraz Ayten sürüyorum güzelleşiyor
Şarkılar söylüyorum
Şiirler yazıyorum Ayten üstüne
Saatim her zaman ya Ayten'e beş var
Ya da Ayten'i beş geçiyor
Ne yana baksam gördüğüm o
Yüce Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır:
"Ey âdemoğlu!
Her kim dünyalık bir şey için üzüntü duyup kederlenirse, bu sadece Allah'tan
uzaklaşmasını; dünyada ise sadece sıkıntısını ve âhirette de perişanlığını
artırmaktan başka bir işe yaramaz.
Yüce Allah, dünya için kederlenenin kalbini arkası kesilmeyen tasalarla ve hiç boş
vakit bulamayacak meşgalelerle doldurur. Allah o kalbe öyle bir fakirlik hissi verir
ki, hiçbir zaman zenginliğe ulaşamaz, ona vereceği emeller ise onu sürekli meşgul
eder.
Ey âdemoğlu! Ömrün her geçen gün biraz daha kısalır ama bunu idrak etmezsin.
Sana her gün rızkını gönderirim ama şükretmezsin. Aza kanaat etmez, çokla da
doymazsın.
Ey âdemoğlu! Katımda sana rızkın ulaşmadığı gün yoktur; ancak meleklerin
huzuruma senin tarafından işlenmiş çirkin fiilleri ulaştırmadıkları gün de yoktur.
Sen hem benim verdiğim rızkı yiyor hem de bana isyan ediyorsun.
Bana dua ediyorsun, sana icabet ediyorum. Benden sana hep iyilikler inip dururken,
senden bana kötülüklerin çıkıp duruyor. Ben senin için iyi bir dost ve koruyucu
iken, sen benim için ne kötü bir kulsun! Sana verdiğim nimeti benden gizlemeye
kalkışıyorsun.
Ben, peş peşe yaptığın kötülüklerini örter ve senden utanırken, sen benden
utanmıyorsun. Beni unutuyorsun ama benden başkasını hatırında tutuyorsun.
İnsanlardan korkuyor fakat benden korkmuyorsun. Onların ezasından çekiniyor ama benim gazabımdan çekinmiyorsun."