Öleceğimizi biliyoruz ama yazılı tarih boyunca ve tahminen çok daha öncesinde de insanlar ölümün her şeyin sonu olduğunu kabul etmek istemediler. Bu amansız gerçeğin psikolojik acısını hafifletmek için dünyadaki ölümden sonra başka bir yerde yaşanacak hayatla ilgili tasavvurlar kurdular. Tarihöncesi insanların ölümden sonraki yaşamla ilgili kolayca gözlemleyebildikleri kanıtlar vardı. Ölü bitkiler baharda ya da yağmurlardan sonra yeniden yaşama dönüyor gibi görünüyor, amfibiler çamurların içinden çıkıyor, göçmen kuşlar uzun bir aradan sonra bilinmeyen yerlerden dönüyordu.
Cennet ve cehennem tasavvuru, bir sonraki yaşamımızda nasıl bir çevrede bulunmak isteyeceğimiz konusunda bize fikir verir. İnsanın hayal gücü sınırlı olduğu için ''öteki dünya'' kavrayışımız bildiğimiz bu dünyadan güçlü bir şekilde etkilenmiştir.
O dünyalardaki yaşamı, şu an içinde yaşadığımız dünyaya benzer bir çevrede kurgularız. Cennet dünyaya benzer bir yerdir ama dünyadaki çevrelerin nahoş özelliklerinden arındırılmıştır. Avustralya aborjinlerinleri büyük suyun ötesindeki ülkenin daha verimli, daha sulak ve av eti dolu bir Avustralya olduğunu düşünüyorlardı. Komançilere göre güneşin battığı ülke, kendi vadilerinden daha uzun ve geniş olan, karanlığın, rüzgârın ve yağmurun olmadığı bir vadiydi; bol bol da av eti vardı.