...kafatasının içine korkunç bir sancı saplandı. Hayatımda hiç böylesine bir acı çekmemiştim. Bağırmaya çalıştım ama boğazım kurumuştu; gurul gurul bir sesten başka bir şey çıkmadı gırtlağım dan.
Belirsizlik insanın hem en büyük özgürlüğü hem de en büyük azabıdır diye söylemiş Simone Beauvoir. Özgürlük konusuna katılmasam da azap konusunda katılıyorum çünkü belirsizlik kadar ruhu yoran bir işkence yoktur. Herkes hayatta bir rol ister hayatımıza giren insanlardan hayatına girdiğimiz insanlardan güvenli bir liman, gelip geçen biri olmak ,bir dost, her zaman orada duran bir arkadaş, bazen öyle bir ân'a geliyoruz ki tam olarak hangi rolü taşıdığımızı bulamıyoruz ya da karşıdaki insan bunu bize vermiyor sanki tuhaf bir boşlukta buluyoruz kendimizi işte bence bu hayattaki en ağır değersizlik biçimidir. Belirsizliğin olduğu her yerde gizli bir reddediliş vardır ait olunmayan bir hikaye içindeyizdir.Rol alamadığımız hikâyeler de figüran kalmaya çalışarak kendimizi değersizleştirmeyelim. Çünkü bir bağın adı konulmamışsa aslında o bağ hiç oluşmamıştır.
Onun yanındayken, duygularımın zannettiğimden çok daha çeşitli olduğunu keşfediyordum. Çikletten çıkmış gibi tertemiz bir adamdı. Kareli gömlek ve postmodern nihilizm modasının arttırdığı atmosfer basıncına rağmen, lirik bir kanatlanma yaşıyorduk. Yaralı bilinç, rahatsız vicdan ve cüzi irade bize köstek olamazdı.