“Karanlığın sonu yoktur dostlarım, karanlığın sonu yoktur. İnsan, dipsiz çukurların tadını bir kere almaya görsün, yeryüzünün bütün iyilikleri kalbine dolsa da iyice derinlere gömülmek sevdasından alıkoyamaz onu. Dünya dönüp duruyormuş; geceler gündüzleri kovalıyor, mevsimler birbiri üstüne devriliyormuş, ne çare! Meçhul yazgısı insanı derinlere çağırıyor.” S.58
“Bundan sonrası rüya içinde rüya, bir büyük duyuş ve düşünüş mucizesidir. Zamanı birbiri ardına akıp giden hadiselerin bir silsilesi olarak hissetmeye meyilliyizdir. Oysa o gün, orada başımdan geçenler, tek bir ana tebelleş olmuş bir olaylar yığını oldukları intibaını uyandırmışlardır bende. Filozof değilim, derin tefekküre ermez aklım. Yine de şahsi tecrübem bana şu düşünceyi savunmak cüretini bahşediyor. Zaman, an içine gizlenmiş bir hakikattir; bağrına boşanabileceği bir afet bulduğunda berrak ışığını eşyanın üstüne yayıverir. Zamanın rüyasıdır eşya ve etrafımızı kuşatmış bulunan nesneler âlemi, bir afetin etkisiyle silkinip uyanmadıkça zaman da göstermez yüzünü. Eşyanın duyularımızı afyon misali uyuşturan değişmez âdeti, bir afetin tazyikiyle bozulmayagörsün; bir başka görünür gözümüze her şey. İnsan en çok afette duyar kendini, yalnızca onda insan olmanın hakiki manasına erer. Olağan hallerdeyse zaman, duyularımızı ninni misali uyuşturan bir yeknesağa yorgan misali sarınarak derin uykusuna çekilir. Bir mahmurluktur çöker eşya üstüne ve her şey bir rüya hali içinde kaybolup gider.” S.93