Aslında Lâtin kültürü denen şey, devşirme ve aşırma bir kültürdür yahut da en fazla Helenizm'in bir tekidinden ibarettir.
İslâm medeniyeti ise, Mezopotamya, Pers, Mısır, Eski Yunan ve Roma'nın ölmüş medeniyetlerini diriltmekle kalmamış ve 900'den 1100'e kadar süren o altın çağında her bakımdan çok büyük bir gelişme göstermiş ve eski medeniyetleri aşmıştır.
Dolayısıyla İslâm fetihleri, Avrupa'nın kaybolmaya bıraktığı ve yeniden bulmaktan da âciz kaldığı bütün o Helen ilmini koruyup devretmekle, Batı'yı yeniden hayata kavuşturmuştur.
813'ten 833'e kadar, yani Avrupa'nın okuma yazma nedir pek bilmediği bir dönemde, Halife Me'mun Bağdat'ta kalabalık bir mütercimler heyetinin yardımıyla devasa bir kütüphane kuruyordu. Bilgelik Evi/Dârü'l-Hikme adı verilen bu kurum sayesinde bütün Kur'ân okurları, Helenizm'in buluşlarını bilip öğrenme imkânına kavuşuyordu.
İbn Haldun, İslâm kültürünün serpilip gelişmesinin başlangıcını Dârü'l-Hikme'nin açılışında görür.
İslam fetihleri bir sömürgeleştirme ve istila değildir. Bu fetihler aksine her ülkede İslam ile yerli medeniyetin ürünü olan bir medeniyetin doğmasına vesile olmuştur. Özbek, Acem, Suriye, Mısır, Mağrib, Endülüs ve benzeri medeniyetleri gibi.