Başıma bir şey geldi, artık kuşkum yok. Herhangi bir kesinlik ya da apaçıklık gibi değil, bir hastalık gibi belirdi bu. Sinsi sinsi, yavaş yavaş yerleşti; biraz tuhaf, biraz tedirgin hissettim kendimi, o kadar. Bir kez yerine yerleşince orada kıpırdamadan kaldı. Hiçbir şeyim olmadığına, evhamlandığıma inandırdım kendimi. Oysa şimdi dal budak salmaya başladı.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
... Bir yıl sonra bana bir taslak gönderdi ve görüşlerimi kendisiyle paylaşmamı istedi. Bir paragrafta Harvard'da verdiği bir dersi, seyircilerin beş defa ayağa kalkıp kendisini alkışladığını oldukça detaylı bir şekilde anlatmıştı. Ne desem bilememiştim. Ama sonuçta görüşlerimi duymak isteyen kendisiydi, hal böyle olunca ben de ne yazsam diye epeyce düşündükten sonra dürüst olmaya karar verdim. Böylelikle olabildiğince nazik bir dille, alkış meselesine bu kadar yer ayırmasının konuyu çok saptırdığını ve bazı okurların onun alkışla fazla meşgul olduğunu düşünmesine yol açabileceğini anlattım. Hemen cevap yazdı: "Irv, anlayamazsın sen orada değildin. GERÇEKTEN beş defa ayağa kalkıp alkışladılar." Yaralarımız ve övgüye duyduğumuz ihtiyaç bazen en iyilerimizi bile kör edebilir.
İnsan sabahtan akşama kadar bir şey olmasını bekler ve hiçbir şey olmaz. Bekleyip durur insan. Hiçbir şey olmaz. İnsan bekler, bekler, bekler, şakakları zonklayana dek düşünür, düşünür, düşünür. Hiçbir şey olmaz. İnsan yalnız kalır. Yalnız. Yalnız.
Basit biri değilim.. Gözlerimi kanatırcasına ağladığım gecelerim var,
Kahkahalara sarılmış anılarım.. Herkes kadar dertli, bazılarından fakir, çoğundan zenginim.
Bilmeyene sevmeyi öğretecek kadar büyük bir kalbim, Gidene beddua edemeyen bir dilim var.. "Yüreğimi korkak büyütmedim ben. Kaybettiklerim, dağıttığım servetimidir.