Mel

Mel
Felsefe, Psikoloji, Sosyoloji, Tarih, Coğrafya, Bilim Kurgu ve dahası..
TÜM FİLOZFLAR VE ESERLERİ (KRONOLOJİK SIRALAMA)
taslak 008 Pre-Sokratik Döneme Ait Eserler 1-Thales (625-545 MÖ) 2- Anaksimandros ( 610-546 MÖ) 3-Anaksimenes Fragmanlar Ksenofanes(MÖ 570-480) Fragmanlar Lao-zi (570-490? MÖ) Tao Te Ching Yol ve Erdem Öğretileri Bilinmeyen Öğretiler Konfüçyüs (551-479 MÖ) Konuşmalar İdeal Bir İnsan ve Topluma Dair Konuşmalar Erdemin Ardından Git Analektler Heraklitos (MÖ 535? - 475) Fragmanlar Parmenides MÖ 515 Ölüm MÖ 460
Felsefe
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Anne Babayı memnun etmeye çalışırız, okulda öğretmenleri memnun etmeye çalışırız, kiliseyi memnun etmeye çalışırız ve bir oyuncu olmaya başlarız. Kendimiz olmaktan korkarız, çünkü kendimiz olduğumuzda reddedilmekten korkarız. Reddedilme korkusu, yeterince iyi olamama korkusuna dönüşür. Sonunda olmadığımız biri haline geliriz. Annenin inançlarının, Babanın inançlarının, toplumun inançlarının, dinin inançlarının bir kopyası oluruz.
Sayfa 28 - Ötesi Yayınları Türkçesi: Nil Gün
Veli Toplantısı
Günde sekiz saat mesai. Akşam eve gelmem saat yediyi buluyor. Tüm günüm, akşam yemeğini yedikten sonra içeceğim çayın hayalini kurmakla geçiyor. Eve bir geliyorum, öğretmen bizim oğlana beş sayfa ödev vermiş. Her gün beş sayfa ödev veriyor üstelik. Hani, bakan dememiş miydi eve ödev verilmeyecek diye? Çay bardağını elime alır almaz oğlan elinde fotokopilerle geliyor. "Baba ben bu soruyu anlamadım." Neyi anladın ki? Bütün ödevi ben yapıyorum. Ben söylüyorum sen yazıyorsun. Bizim hanım da, "Bizim zamanımızda böyle değildi matematik, çok değişmiş." diyerek işin içinden çıkıyor. Neyi değişmiş? Topla, çıkar, çarp işte! Bizim çocuk, okuduğunu anlamıyormuş. Okuduğunu anlasa yapar mı dedim, yapar dedi öğretmeni. Ama ben biliyorum mahsus anlamıyor bizim oğlan. Sırf ödevlerini ben yapayım diye. Şunun neyini anlamayacak? "Ali pazara gitti." Pazara kim gitti oğlum? Boş boş bakıyor yüzüme. Bakışmamız belli bir zaman aralığı sürüyor. Heceleyerek söylüyorum bu kez. "Pa-za-ra kim git-ti?" Gülüyor, cevap yok. Okuduğunu anlamıyor da duyduğunu da anlamıyor bizim oğlan. Pazara kimin gittiğini bilmiyor, daha Ali pazardan kilosu 7 liradan 3 kilo elma, kilosu 8 liradan 3 kilo armut alacak da kaç lira ödediğini bulacak. Ali bir de pazarcıya 100 lira verirse hepten yandık. Bir de para üstünü hesaplayacak. "Bizim zamanımızda böyle değildi matematik, çok değişmiş çok!" diyor hanım elindeki kumandayla kanal değiştirirken. Yahu neyi değişecek? 3 ile 7'yi çarp, 25 eder. "Kaç tane duyu organımız var oğlum?" "Beş tane baba." Mutlu oluyorum. "Say bakalım!" "Bir, iki, üç, dört, beş." Mutluluğum kısa sürüyor. Odasına yollayıp kalan ödevleri kendisinin yapmasını istiyorum. Çaydan bir yudum almadan geri geliyor. "Ben bunu anlamadım baba." Anladıklarını yap diyeceğim de, yormuyorum kendimi. Zaten
İç Seslerim
Ocak Ayı Öykü Etkinliği #191271500 "Biraz yalnız kalmalıyım." dedim karşımdaki aynaya. Yalnızlığımı çoğaltan insanları hayatımdan çıkardığımdan beri çok rahattım. Kendi kendimle konuşurken kendimi dinlemediğimi fark ettiğimden beri bu rahatım da kaçtı. Bunun iki tür sancısı oldu bende. Birincisi, kendimi dinlemediğim için boşuna konuşmuştum; ikincisi ise kendi boş konuşmalarıma maruz kalmıştım. Yalnızlığı seçmeyi kurtuluş sanmıştım. Oysa kaçsa nereye kaçar insan? Kendini de götürdüğü sürece hiçbir yere kaçamazdı. "Şimdi, yalnızlığı seçtim, diyorsun ya Ragıp. Sen yalnızlığı seçmedin biliyorsun değil mi? Seni, yalnızlığa ittiler bir kuyunun içine atar gibi. Senin yalnızlığın tek başınalıktan başka bir şey değil. Konuştuğun ayna bile susuyor sana." İç sesimi duymazlıktan geldim. Sürekli moralimi bozar dururdu. Hayır, yalnızlığı kendim seçmiştim. Çünkü yazmaya ihtiyacım vardı. Yazarak insanlardan kaçıyordum ama kendimden kaçamıyordum işte. Önünü alamadığım, üstesinden gelemediğim ve bir çığ topu gibi büyüyen sıkıntılarım vardı. Kırk yaşındaydım ama içimde yaşanmamış bir otuz yaş vardı. Oturmuş şimdi, kendi yaşayamadığım hayatımın kılavuzunu yazıyordum. Kimin ne işine yarayacaksa? "Hayat bir gündür. O da bugündür." dedi içimdeki konuşmak için konuşan ses. Sırf laf olsun diye sabahtan akşama kadar böyle boş boş konuşup dururdu. " Bunun mutlulukla ne alakası var?" dedim. "Carpe diem!" dedi içimdeki yabancı ses. Bir başka ses de tuttu onu Türkçe'ye çevirdi. "Anı yakala!" Çoklu iç ses bozukluğu sendromu vardı galiba bende. Kafamın içinde iç sesler durmadan konuşurken kendim olamıyordum. 2-Yaşamak bu! Mutluluk kadar mutsuzluk da var. "Varabildin mi Ragıp, ulaşabildin mi koyduğun hedeflere? Olmak istediğin insan mısın, yoksa başka bir insan