Sanat bir zorunluk değildir, keyifli bir kapristir. Madem sanat dışsal bir gerçeğe yaslanarak yaşayamıyor, o halde varlığını kendi kendisine dayanarak haklı göstermek zorundadır. O haklılık nedeni ancak bir tane olabilir: Zevk vermek. Sanat da aşk gibi, mahrem bir olaydır, dışarıdan gelme değil, içten doğma.
Sevmek, sevilen şeye sonu gelmez bir çabayla canlılık katma, onu yaratma, isteyerek koruma eylemidir.
Nefret etmekse yok etme ve gerçekten öldürme eylemidir, ama bir kez gerçekleştirilen bir öldürme eylemi değildir; çünkü bir kez nefret ettik mi, nefret edilen şeyi sürekli olarak öldürüyoruz demektir.
Hayata sığmak kolay değil,
elin kolun sığsa tuttukların sığmıyor, ayakların girse hayallerin girmiyor, belin dönse gözün arkada bıraktıklarında kalıyor,
hep bir darlık, darlık,
sıkışma,
sonra da bakılıyor ki, insan gire gire daha
giriş kapısında durmuş,
orayı da tıkamış, ötesi bomboş,
yiğitsen ilerle.
Bilinen beylik şeyler, evlenmek, işe girip çalışmak, yorulmak, hastalanmak, yaşlanmak, umduğunu bulamamak ve gitmek istemek.