“İnsanların en zayıf tarafları sormadan, araştırmadan, düşünmeden, kafalarını patlatmadan inanmak hususundaki hayret verici temayülleridir. Dünyadaki yalancı peygamberleri yetiştirmek ve beslemek için en iyi gübre, işte bu bilmeden inanmak için çırpınan kalabalıktır.”
Düşünen kadınları seviyorum. Üreten kadınları seviyorum. Bir duyguyu iyice ifade edebilmek ya da hakkını verebilmek için tüm benliğini ortaya koyan kadınları da seviyorum. Sanırım ben kadını hem anne
Beni ben yapan kitaplardan biridir Emma Goldman'ın Dans Edemeyeceksem'i.
Otoritenin olanca çekimine karşı kendini içinde yaşadığı anarşist düşünce uğruna bütün kurumlardan hatta açık açık eleştirdiği evlilik kurumundan dahi soyutlayabilmiş, "Boynumda inciler olmasını, masamda güller olmasına yeğlerim diyebilmiş" ve bu hayat öğretisini ölümüne kadar uygulayabilmiş güzel, cesur ve yürekli insan: Emma Goldman
Anarşizmin kadın peygamberi ya da Zeyna'sı.
Kitap sadece Rus devriminin bir eleştirisi değil, içinde kadının olmadığı, kadının özgürlüğüne dair hiçbir şey söylemeyen, kurumları ve bürokrasi ağını başka adlarla devam ettiren devrimlere yönelik ağır bir eleştiri olmasının yanında kapitalizme, din kurumuna, evlilik kurumuna, askerlik kurumundan militarizme, ahlak fetişizmine yönelik bir tür anarşist saldırı.
Kendini özgür hisseden, içinde yaşadığı dünyanın kurumlarını, yapılanmasını sorgulayan bütün başsız, lidersiz, başkansız, putsuz, saplantısız bireylerin okuması gereken küçük ama etkisi derin bir kitap.