Bitti be arkadaşlar Gece Yarısı Kütüphanesi’ni bitirdim ve resmen kafamda fırtınalar kopuyor.
Matt Haig’in bu kitabı aslında bir roman ama içinde hissettirdiği şey çok daha fazlası. Konusu şöyle: Nora Seed hayatından o kadar sıkılmış, o kadar umutsuz ki bir anda kendini “yaşamla ölüm arasında” bir kütüphanede buluyor. Bu kütüphanenin raflarında her kitap, onun farklı bir seçim yapsaydı yaşayabileceği başka bir hayat. Üniversiteye gitse ne olurdu? Olimpiyat yüzücüsü olsa? Avustralya’ya taşınsa?
Ben okurken sürekli “ya ben şunu seçseydim?” diye düşündüm. Kitap seni yargılamadan, “pişmanlıklarınla yüzleş, ama takılıp kalma” diyor. En çok da şu cümle vurdu beni: “Çünkü Nora, bazen öğrenmenin tek yolu yaşamaktır.”
Tür olarak fantastik-felsefi diyebilirim. Hem sürükleyici, hem de okurken kendine dönüp bakıyorsun. Dili çok akıcı, Matt Haig ağır felsefeyi bile hafif ve samimi anlatmış. 42 dile çevrilmesi boşuna değilmiş, Goodreads’in 2020’nin en iyi romanı seçmesi de cabası.
Eğer son zamanlarda “ben ne yapıyorum, doğru yolda mıyım?” diye düşünen biriyseniz, bu kitap tam size göre. Bazen bir kitabı bitirince insan biraz daha hafiflemiş hisseder ya, işte o his var bende şimdi.
Siz okudunuz mu? Okumadıysanız listenize ekleyin derim. Pişman olmazsınız.