Selamlar! Bugün sonunda bitirebildiğim, her sayfasında kendimi sorguladığım o kitapla geldim! Sabahattin Ali’den "İçimizdeki Şeytan".
Eğer hala okumadıysanız, aslında sadece bir roman değil, insanın kendi karanlığıyla ve zayıflıklarıyla yüzleşme rehberini kaçırıyorsunuz demektir. Kitap, 1930'ların İstanbul'unda geçiyor; merkezde Macide ve Ömer var. Ama olay sadece bir aşk hikayesi değil; asıl mesele, insanın yaptığı hataları, iradesizliğini ve kaçışlarını "içimdeki şeytan yaptırdı" diyerek nasıl başkasına (veya hayali bir varlığa) yüklediğini anlatması.
Okurken altını çizdiğim öyle cümleler vardı ki, sanki Sabahattin Ali bugün yanımda oturmuş da beni bana anlatıyor gibiydi. Özellikle şu kısım beni çok etkiledi: "İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir." Ne kadar derin bir bakış açısı değil mi?
Romanın dili o kadar akıcı, karakter analizleri o kadar keskin ki; Ömer’in kararsızlıklarında kendinizden bir parça bulurken, Macide’nin duruşuna hayran kalıyorsunuz. Toplumsal maskelerin ardındaki o "küçük insanı" görmek bazen can yaksa da acayip bir farkındalık yaratıyor.
"Ben neden böyleyim?" ya da "İnsan neden bile bile yanlış yapar?" diye düşünüyorsanız, bu kitaba bir şans verin derim. Bittikten sonra uzun süre kitabın kapağına bakıp kalacağınızın garantisini verebilirim.
Okuyanlar varsa yorumlarda buluşalım, neler hissettiniz merak ediyorum! Henüz okumayanlar için de kesinlikle listeye eklenmeli.
Herkes ne diyecek ?.. Fakat bu ana kadar herkesten ne gördüm ki… Bana en yakın olanlar dahil olmak üzere, bu herkes dedikleri şey beni üzmekten, hayatımı manasız bir hale sokmaktan başka ne yaptı?