Fyodor Dostoyevski, kendisi de kitaptaki ana kahraman gibi kumar yani rulet oyunu bağımlısıdır. Rulet, Ruslara özgü bir oyundur. Sonradan çoğu ülkede aktif oynanmaya başlamıştır.
Dostoyevski, kitabı da zaten kumara olan borçlarını ödeyebilmek için yazmıştır. Kitabı okuyan herhangi bir kişi bile zaten rahatlıkla ünlü yazarın bu oyundaki en ince detayları bile bildiğini çok net bir biçimde görebilir. Oyunun içerisinden geldiğini görmek kitabın her sayfalarında mümkün. Ana karakterin yaşadığı çoğu sorunları kendisi de yaşamıştır. Hatta kitaptaki ana karakter gibi taktik geliştirdiğini ve kazanmanın çok kolay olduğunu bir mektubunda sevdiklerine yazmıştır. Bu kadar ünlü ve akıllı bir adamın bile bu bataklıkta ne kadar kör olabileceğini de görebiliyorsunuzdur umarım.O dönem yaklaşık 700 frank ve kol saatini kumarda kaybeden yazarımız, ailesinden para dilenmiştir.
1863 ve 1871 yılları arasında bu tutkusu devam etmiştir.O dönem için müstakbel eşi olacak olan Anna ile birlikte, bir yayınevi ile yaklaşık 9 veya 12 olduğu düşünülen kitap yazması için anlaşmaya gitmişlerdir. Yani gelecekte yazacağı kitapları borçlarından dolayı borcuna sayarak yazmıştır.
Kitabın, ana karakteri ile zengin teyze aslında benzer karakterlerdir. Teyzenin kumar oynama nedeni biraz daha farklıdır tabi. O konuya girip spoiler vermeyeceğim. Ama şunu kitapta net bi biçimde görmek mümkün : Kumar belasına giren kişiler, çıkış yollarını yani dibe battıktan sonra çıkışlarını dahi bu pis illette ararlar. Mesaj aslında bu. Dostoyevski bize ben yandım aa dostlar siz yanmayın. Bak bedavaya onlarca kitap yazdım, siz yazmayın diyor. Ben bu 10 kitabın neler olduğunu bilmiyorum ama diğer kitaplarına göre daha başarısız olan kitaplar olduğunu düşünüyorum. Çünkü edebiyat bana göre edebiyat içindir. Borcumu kapatayım, dur biraz
‘’Kıyıya vuran her dalga ardındaki dalgaya onun son olmadığını söyler,
Ve her kumarbaz bilir, kaybetmektir orada olmalarının asıl sebebi.’’ — U2 - Every Breaking Wave
Kemerlerinizi bağlayın, istikamet Roulettenbourg!
Bu kitap hakkında söylenecek o kadar çok şey var ki… Ezel dizisine bile konuk olmuş bir kitap #k:126. (youtu.be/d2HgfjLIMjE?t=156). Fyodor Dostoyevski külliyatının 12. kitabı, evet, tam tamına 25 günde yazılmış kısa bir roman. Bunu herkes biliyor zaten, bilmeyen de şu an öğrenmiş oldu. Peki, ama neden bu kadar kısa sürede? Bu durumun biraz irdelenmesi bana kalırsa Dostoyevski’nin hayatını, eserlerini ve düşünce biçimini anlamak adına güzel bir hamle olacaktır. Bu yüzden kitabın var olma sürecine göz atmakta fayda var:
Zaten sürgün cezasından sonra psikolojisi iyice infilak eden Dostoyevski, artık eserlerinde daha fazla kendi hayatından izler bırakmaya başlıyor. Yeraltından Notlar (1864) kitabından sonra Suç ve Ceza (1866) ile geniş bir okur kitlesine erişmesine rağmen, maalesef finansal sıkıntılar çekmeye devam ediyor (her zaman olduğu gibi.) Bu nedenle zamanının kan emici yayımcılarından Stellovski ile hibe karşılığında bir anlaşmaya imza atıyor. Anlaşmanın şartı ise Dostoyevski’nin 1 Kasım 1866’ya kadar bir roman yazması, bu şart yerine getirilmediği takdirde, Stellovski 9 yıl boyunca Dostoyevski’nin yazacağı kitaplarının telif haklarını elinden alacaktı. Böylesine büyük bir ''kumarı'' neden oynadı Fyodor? Bu anlaşmayı kabul eden biçare Dostoyevski’nin şu satırları bize doyurucu bir cevap niteliğinde:
‘’Bazen en çılgın, en imkânsız görünen fikir kafanızda öyle kuvvetli bir yer edinir ki, öyle veya böyle gerçekleşeceğini zannedersiniz… Dahası bu düşünce şiddetli, güçlü bir arzuya eşlik ediyorsa, bazen onu kaçınılmaz, önceden belirlenmiş, kadere yazılmış, gerçekleşmemesi
"Biz Dünyalılar büyük ve güzel şeyleri yıkmak konusunda hünerliyizdir."
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 37. kitap oldu. Ray Bradbury'nin ise Fahreheit 451'den sonra okuduğum ikinci kitabıydı. Önümüzdeki günlerde Resimli Adam ve Yakma Zevki'ni de okuyarak sizlere yorumlamaya çalışacağım.
Mars Yıllıkları isimli bu kitabın konusu, Mars'ın fethi, kolonileşmesi ve insanlığın Mars'a yerleşerek orayı da tıpkı Dünya gibi mahvetmeleri... Bu noktada yazarın hayata bakış açısından biraz bahsetmek gerekiyor. Bradbury, insanlığın yaşam tarzını beğenmeyen ve eserlerinde sıklıkla bu yaşam tarzını eleştiren biridir. Ve hatta bu şekilde yaşamaya devam edilmesi halinde inanlığın sonunun hiç de iyi olmayacağını öngörmektedir.
İşte bu kitapta Bradbury insanlığı alır, önce Mars'a gönderir, akabinde ise karşısına bir ayna koyarak başlar insanlığı acımasızca betimlemeye... İnsan aslında Mars'tadır; ama yaşadığı sorunlar hep Dünya'nın kendi sorunlarıdır. Böylece yazar tarafından, Dünya'nın adaletsiz ve acımasız düzenini eleştirmek ve insanlığı yermek için muazzam bir konu elde edilmiş olur. Devamında kim durdurabilir ki Ray Bradbury'yi?
Mars'a giden ilk insanlar önce yere tükürerek Mars'ta dolaşmaya başlarlar. Tükürme eylemi küçük bir ayrıntı gibi görülebilir; ama Mars'ın da başka canlıların yaşam alanı olabileceğini düşünürsek, yapılan eylem oldukça çirkindir. Bunun gibi hareketlerle insanlar, Dünya'yı savaşlar ve atom bombalarıyla mahvettikleri gibi, Mars'ı da mahvetmeye başlarlar. Yavaş yavaş ama kaçınılmaz bir biçimde...
Bu arada insanlar Mars'ta yalnız değillerdir. Tıpkı Robert A. Heinlein'ın Yaban Diyarlarda Yabancı isimli kitabında tasvir ettiği gibi burada da Marslılar vardır. Marslılar şekil değiştiren, zihin okuyan, belirli bir gelişmişlik seviyesine erişmiş
Mars YıllıklarıRay Bradbury · İthaki Yayınları · 20202,197 okunma