Mehmet Can

Mehmet Can
Yusuf’un gömleği…
“Doğa güçlerinin önemini ve insan hayatının anlamını akıl yoluyla ararken bizim yaptığımız ve benim yaptığım da aynı şey değil mi?” –diye düşünmeye devam ediyordu Levin. “Bütün felsefe teorileri de insana özgü olmayan tuhaf bir düşünce yoluyla, insanın uzun zamandır bildiği ve aynı zamanda onsuz yaşayamayacağının da tam olarak farkında olduğu bilgiye ulaştırırken aynı şeyi yapmıyorlar mı? Her filozofun ileri sürdüğü teorinin gelişiminde, onun da tıpkı köylü Fyodor gibi, hayatın asıl anlamını hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, hem de Fyodor’unkinden birazcık bile daha açık olmayacak şekilde önceden bildiği ve sadece kuşkulu bir akıl yoluyla herkesin bildiği bir şeye geri dönmek istediği apaçık görülmüyor mu? Hadi çocukları tabak çanaklarını almaları ya da yapmaları, sütü sağmaları vs. için yalnız başlarına bıraktık diyelim. Yaramazlık yaparlar mıydı o zaman? Açlıktan ölürlerdi. Hadi tek Tanrı ve yaratıcı kavramı olmaksızın ya da iyiliğin ne olduğunu, ahlaki kötülüğün açıklamasını bilmeden tutkularımızla ve düşüncelerimizle bizi de baş başa bıraktık diyelim! Bu kavramlar olmadan bir şey kurun bakalım! Biz sadece yıkıyoruz, çünkü manevi olarak doymuş durumdayız. Hele de çocuklar! Benim ruhuma tek huzur veren, köylüyle ortak sevindirici bilgim nereden geldi? O bilgiyi ben nereden aldım?
Sayfa 887 - Levin
Edebiyat
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
…“Niçin böyle oldu da başka türlü olmadı? Çünkü böyle oldu. “‘Tesadüf’ böyle bir durum hazırladı; ‘deha’ ondan yararlandı.” Tarih böyle diyor. Ama “tesadüf” nedir? “Deha” nedir? “Tesadüf” ve “deha” kelimeleri gerçekten var olan bir şey ifade etmezler; bunun için tarif edilemezler. Bu kelimeler ancak olayları anlayışın belli bir derecesini ifade ederler. Böyle bir olayın neden meydana geldiğini bilmiyorum; bilemeyeceğimi sanıyorum; bunun için öğrenmek istemiyorum, “tesadüf” diyorum. Etkisi insanlığın özelliklerine uymayan bir kuvvet görüyorum; bunun neden ileri geldiğini anlamıyorum, “deha” diyorum.”… …“Anlık amaçları öğrenmekten vazgeçmekle, nihai amacın bizim için ulaşılmaz bir şey olduğunu kabul etmekle, tarihî kişiliklerin hayatındaki mantık akışını ve amaca uygunluğu görürüz; insanlık vasıflarıyla uyumlu olmayan etkilerini böylece anlayabiliriz onların, “tesadüf” ve “deha” sözlerine ihtiyacımız kalmaz. Avrupa halklarının yaşadığı heyecanın nedenini bilmediğimizi, yalnızca önce Fransa’da, sonra İtalya’da, Afrika’da, Prusya’da Avusturya’da, İspanya’da ve Rusya’daki cinayetlerden ibaret olayları bildiğimizi, Batı’dan Doğu’ya ve Doğu’dan Batı’ya gerçekleşen hareketlerin bu olayların niteliğini oluşturduğunu kabul edelim, o zaman Napoleon’un ve Aleksandr’ın karakterlerinde bir fevkaladelik, bir “dâhilik” görmemize gerek kalmayacağı gibi bu kişileri bütün diğer insanlardan başka türlü düşünmemiz de imkânsız olacaktır; bu insanları oldukları gibi yapan küçük olayları bir “tesadüf” diye açıklamaya da gerek kalmaz o zaman; bu küçük olayların zorunlu olduğu da ortaya çıkar. Nihai amacı öğrenmekten vazgeçince açıkça anlarız ki, tıpkı hiçbir bitkiye, verdiğinden daha uygun çiçekler ve tohumlar düşünülemeyeceği gibi, bütün geçmişleriyle, yapacakları göreve en küçük ayrıntılara
Sayfa 1841·Kitabı okudu
Edebiyat
…“Beşeriyet yorgun bir halde yere düştü ve: – Oh! Hangisi, hangisi? diye mırıldandı. O anda Başkan ayağa kalktı: – Ey Beşeriyet! Mutluluk; hayatı olduğu gibi kabul etmek, ağır işlerine razı olmak ve bunların iyileştirilmesine çalışmaktadır, dedi. Beşeriyet ayağa kalktı ve: “– Ya Fahr-i Alem!(Hz. Muhammet) Beşeriyet dertlerini anlayarak çözümü bulan sadece sensin, dedi. ”…
Sayfa 127·Kitabı okudu
Edebiyat
…Buna göre ben sizden daha "canlı"yım. Daha yakından bakın! Biz bugün "canlı"nın nerede yaşadığını, neden ibaret olduğunu, adını sanını bile bilmiyoruz. Bizi tek başımıza bırakın, elimizden kitapları alın o saat şaşkına döner, ne yana gideceğimiz kimden yana çıkacağımızı, kimi sevip, kimden nefret edeceğimizi bilemeyiz. İnsan olmak, yani gerçek, kendi vücuduna sahip, kanlı canlı bir insan olmak dahi bize güç geliyor; bundan utanıyor, ayıp sayıyor, bildik, genel anlamda insan olmaya çabalıyoruz hep. Aslında biz ölü doğmuş yaratıklarız; zaten çoktandır canlı olmayan babalardan dünyaya geliyoruz ve bundan da gittikçe daha çok hoşlanıyoruz. Bundan zevk alıyoruz. Yakında bir kolayını bulup doğrudan doğruya fikir dölleri olarak dünyaya geleceğiz. Ama yeter bu kadar; daha fazla "Yeraltından" yazmak istemiyorum...
Sayfa 178·Kitabı okudu
Edebiyat
Hugo
Hugo: (1802-1885). Sür, roman, deneme... on dokuzuncu asnn en büyük fikir ve sanat zirvelerinden. Beşir Fuat, çağının nazımperestleri- ne çatmak için Hugo'yu tartaklar, ama şiirden anlamadığını mahviyetle itiraf ettikten sonra. Bizce edebiyat tarihinde tek büyük devrim vardır: romantizm. Bu meslek edebiyatta liberalizmdir Hugo'ya göre. Hernani yazan dramın önsözünde bu hükmü bütün vuzuh ve şümû- liyle belirtir. (Bkz. Hugo V. Hernani, çeviren C. Meriç, Millî Eğitim Basımevi, İstanbul 1966, 2. basılış. "Önsöz"). Filhakika, o yıllann umumî efkânnı fetheden ideolojisi liberalizmdir. Liberalizm cazibesini kaybedince romantizm yeni bir tarifle zenginleşir, edebiyatta sosyalizm.
Sayfa 183·Kitabı okudu
Edebiyat