Melis

Melis
“Her şeyi anlamak zorunda değilsiniz. Anlamak yalnızca dünyayla ilişkimizin bir düzeyinden ibaret, tümü değil.” Ulus Baker
Kitaplar nota okumaya, sohbetler ise şarkı dinlemeye benzer.
Altıncı Koğuş
Akıl, insanlarla hayvanları birbirinden ayırır, insanoğlunun tanrısallığını yansıtır, hatta bir dereceye kadar hepimizin aradığı ölümsüzlüğün yerini tutar.Bundan çıkardığım sonuca göre akıl,yaşamdan zevk almak için elimizdeki biricik kaynaktır.
Altıncı Koğuş
Onun düşüncesine göre halk, büyük amaçlar taşımadan yaşıyordu; gününü gün etmeye bakan bu insanlar yaşamlarına renk katmak için zorbalığa başvuruyor, anlamsız şeylerle uğraşıp duruyorlardı. Bir de hile hurdayla uğraşanlar vardı ki, bunu hiç sormayın! Alçakların karnı tok, sırtı pekti; namuslu insanlar ise yarı aç dolaşıyordu. Bu sorunların çözümü için Gromov kasabada doğruları yazan bir yerel gazete çıkarılmasını, bir tiyatro kurulmasını, ayrıca toplu okuma saatleri ve aydın zümrenin birbiriyle kaynaşmasını istiyordu. Başka türlü kimse aklını başına toplayamaz, gerçekleri öğrenip boş korkulardan kurtulamaz, insanlar hakkında değerlendirme yaparken doğru yargılarda bulunamazdı. Ona göre her şey ya bembeyaz ya da kapkaraydı, ara renkler yoktu. İşte bu yüzden insanları ikiye ayırdı: Namuslular ile alçaklar, ortası yoktu bunun.
Puan vermedi·120 syf.·
2020 95. kitabı
Jack London'dan okuduğum dördüncü kitap olarak kitaplığımda yerini aldı Vahşetin Çağrısı. Kitabın başkahramanı Buck, St. Bernard ve çoban köpeği kırması, melez bir köpek... Vahşi doğasından koparılıp insan eliyle evcilleştilmiş olan Buck, tekrar insan eliyle özbenliğine, içindeki vahşiye kavuşuyor. Fakat bu onun için kolay olmuyor. Yaşadığı evde bahçıvan yardımcısı tarafından kızak köpeği olarak satılmasıyla başlıyor onun vahşiye olan yolculuğu. Bu yolculukta insanların zorbalığana da maruz kalıyor, diğer köpeklerin hoyratlığına da... Hırpalanarak kendini korumayı, yeri gelince aç kalmamak için hırsızlık yapmayı, güçlü durmak ve hayatta kalabilmek için rakipleriyle savaşmayı, yeri gelince öldürmeyi ve ölmeyi de göze almak gerektiğini, dişe diş yasasını bunun vahşi hayatın bir şartı ve kuralı olduğunu kavrıyor. Bundan sonra Buck bu oyunu kurallarına uygun ve daha güçlenerek oynuyor. Evet Buck insan eliyle değişime uğruyor ve içinde bir yerlerde vahşi dürtüler onu doğaya sürüklerken bir yandan insana olan bağlılığından kurtulamıyor. Vahşi doğanın çağrısı ile insana olan bağlılığı arasında sıkışıp kalan Buck'un bu bocalaması , en sevdiği sahibinin ölümünden sonra kendiliğinden bitiyor. Ve Buck ruhunun derinliklerinde hissettiği vahşiye kavuşuyor. Kitapta Buck'un kavuştuğu vahşi dünyanın en güzel tanımı veya betimlemesi şu cümleler diyebilirim: “Vahşi dünyanın bir sabrı vardır. Yorulmak, bıkmak nedir bilmeyen bir sabır. Avının peşini bırakmayan bir sabır. Yaşamın kendisi gibi ısrarlı, dirençli bir sabır, örümceği saatler ve saatler boyu ağında kımıldamadan tutan işte bu sabırdır. Yılanı çöreklenip öyle oturtan bu sabırdır. Panteri kurduğu pusuda bekleten bu sabırdır. Bu sabır yaşamın sabrıdır. Hem de tuhaf bir çelişkisi vardır. Yaşam, hayat dolu varlıklara yine
Vahşetin ÇağrısıJack London · Can Yayınları · 201943,3bin okunma
"Aşındırarak zincirini alışkanlığın, Sıçrayıp gelir eski özlemler göçebe misali; Uysallığın uzun uykusundan, Yeniden uyandırır kanındaki vahşeti."