Necip G.

Necip G.
Native Content Manager @ Demirören Medya “Her okur oturduğu koltukta birer Crusoe’dur.” (Alberto Manguel) "Ben cenneti hep bir çeşit kütüphane olarak düşlemişimdir." (Jorge Luis Borges)
Bir Haziran gecesi, kocaman bir ‘hiç’in peşinde...
10/10
·316 syf.··
Beğendi
·
2021 9. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 01 Şubat 2021 01:51
İnsan masaya oturduğunda zeytin-ekmekle veya bir tas çorbayla da doyar doymasına... Lakin eğer çok sevdiğiniz bir yemek önünüze geldiyse, orada hissedilen şey doygunluktan bir tık öte, farklı bir histir. Masada geçirilen süre uzar, önce uzun uzun bakışlarla gözler doyurulur... Ağıza alınan her lokma fazladan bir tur daha döner damakta... İşte o an damarlarımızdan akan şey kan değil, 'HAZ'dır... Edebiyatta da var bunun bir karşılığı... Kimi kitapları okurken beyin kanallarının açıldığını hisseder insan... Nöronlar oradan oraya cirit atmaya başlar... Bir felsefi düşünce, bir fikir, doğru bildiğiniz bir yanlışın dile gelişi... Kitapta bir nehir gibi akan düşünceler bir pınardan dökülür gibi dökülüverir dimağnıza... Kimi kitaplarda ise bilgi yağmuruna tutuluruz. Kitaba başlamadan önce her kimsek, kitabı bitirdikten sonra artık o kişi değilizdir. ‘Bilmeyen bilene muhtaçtır’ demişler ya, artık öncekine nazaran ‘muhtaç’lığımız bir dirhem daha azalmıştır. Kurgusuyla bizi koltuğa çivileyen kitaplar vardır bir de... Kapağın açılmasıyla kapanması arasında ne olduğunu anlamayız... Bizi bu dünyadan alıp götüren, sonra da birden koltuğumuza ışınlayan bir uzaylı gibidir bu eserler... Kitabı bitirdikten sonra saatlerce, belki günlerce kitabın içinde dolaşmaya, çevremizi de sanki kitaptan bir parçaymış gibi görmeye devam ederiz... Aslında hepsi bu edebi hazzın farklı bir parçasını taşır içinde... Yani düşünmek de, öğrenmek de, etkilenmek de o hazzın bir durağıdır... Peki bunlardan hangisiydi Üç Beş Kişi? Bence hiçbiri değildi... Derin derin düşündürmedi beni okurken... Hiç bilmediğim yepyeni bilgiler paylaşmadı benimle... Kurgusuyla çekip almadı beni gerçek dünyamdan... Ancak öyle bir edebi haz duydum ki okurken; bir Mimar Sinan eserine, bir Van Gogh tablosuna bakarken ya da bir
Üç Beş KişiAdalet Ağaoğlu · Yapı Kredi Yayınları · 1999523 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Biriktirdiğimiz hayalleri bozdurabileceğimiz bir ada var mı?
10/10
·196 syf.··
Beğendi
·
2020 75. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Aralık 2020 20:59
Herhangi bir beklenti içine girmeden elime aldığım bu eseri okurken, senkronize bir şekilde bir evin çatısına tüneyen güvercinler gibi benim de zihnimde düşünce kuşları oradan oraya uçuşup durdular... İncelemeye başlamadan önce, bu ay bu eseri çok başarılı bir çeviri ve baskı kalitesi ile dilimize kazandıran Ketebe Yayınları 'na ve eserin kitaplığım ile buluşmasına vesile olan değerli dostum Selman Ç. 'ye ayrı ayrı teşekkür ederim. Kitap zaten başlı başına çok değerli bir hediye iken bir de okur olarak o kitapla bir bağ kurabildiyseniz hediyenin kıymeti birkaç kat daha artıyor... Bu anlamda 2020 okuma yolculuğumun son durağında böyle harika bir kitaba denk geldiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum... O halde vakit kaybetmeden zihnimdeki güvercinleri kelimeler vasıtasıyla tekrar özgürlüğüne kavuşturmak adına ilk adımlarımı atabilirim... ------------------- Georges Perec'in 'Şeyler' adlı eserinde şöyle bir cümle geçer; “Çok şey vadeden ve hiçbir şey vermeyen bu dünyada gerilim çok fazlaydı.” Ada , işte bu cümlenin romana bürünmüş hali gibiydi. Kitabın baş karakterleri Ivan ve Katarina'nın hem kendi iç dünyalarında hem de dış çevrede yaşadıkları, o gerilime tutulmuş bir ayna gibi yansıtıyordu her şeyi... Hiçbir gizem, suç unsuru, cevapsız telefonlar ya da isimsiz mektuplar olmadan da, yani sadece yaşayarak, hem de dümdüz bir şekilde yaşayarak bu gerilimi hissetmeniz mümkün... Bunun için hayatın size vadettikleri ile verdikleri arasındaki mesafeyi, yani o uzun ve ıssız yolu adımlamanız yeterli... Buraya daha sonra dönmek üzere şimdilik bir virgül atıp, biraz kitabın yazarından ve yazım tekniğinden bahsetmek istiyorum. Meşa Selimoviç Bosna Hersek doğumlu ama
Edebiyat
AdaMeşa Selimoviç · Ketebe Yayınları · 2020216 okunma
Yol bilenler’den, ‘yolunu bilenler’e evrilen, insanlığın kadim hikâyesi...
Puan vermedi·224 syf.··
Beğendi
·
2020 59. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 10 Eylül 2020 01:13
Sanlar, Arhuacolar, Wiwalar ve Kogiler, Kiowalar, Barasanalar, Makunalar, Penanlar, Gitxsanlar, Wet'suwet'enler, Haidalar, İnuitler, Polinezyalılar ve diğerleri... Böyle tek tek okunduğunda herhangi bir anlam yüklemekte zorlandığımız bu isimler, aslında içinde yaşadığımız dünyanın muhtelif yerlerine gizlenmiş, kendi kültürlerini, kendi yaşam tarzlarını ve kendi inançlarını yaşamaya çalışan halkları işaret ediyor... Antropolog Wade Davis, Yol Bilenler adlı eserinde, zaman zaman belgesel kanallarında veya National Geographic tarzı dergilerde karşımıza çıkan, 'ilkel kabile' olarak tanımladığımız, kendilerine özgü danslarına bakıp eğlendiğimiz, yamyam diye karikatürlerini çizdiğimiz insanların gizemli dünyasıyla tanıştırıyor bizleri... Kitap, Kahverengi Sırtlan Mevsimi, Yol Bilenler, Anakonda Halkları, Kutsal Coğrafya ve Rüzgarlı Yüzyıl başlıklarını taşıyan beş bölümden oluşuyor... Sayfalar içerisinde ilerledikçe kendinizi kimi zaman Amazon nehrinin kıyısındaki yağmur ormanlarının muhteşem coğrafyasında, kimi zaman uçsuz bucaksız okyanusun ortasında, haritalarda bile yeri olmayan takım adalarına doğru ilkel bir gemide yol alırken, kimi zaman Sahra Çölü'nün kavurucu sıcağında, kimi zamansa kutupların dondurucu soğuğunda hayatta kalmaya çalışan insanların arasında buluyorsunuz... Davis, meslek yaşamı boyunca yaşadığı deneyimlerden hareketle, bırakın gidip görmeyi, bu gizemli halkların tahayyül etmekte dahi zorlanacağımız hayatlarını avuçlarımızın arasına kadar getirerek bir çeşit farkındalık yaratmayı hedefliyor. ---------------------- Kitapta gerçekten çok önemli bilgiler, onlardan da önemli birtakım mesajlar var... Kendisi de bir bilim insanı olmasına rağmen Davis'in bilime olan mesafeli yaklaşımı, bu konuda verdiği pek çok örnek, hem bilgiye dair yeni bakış açıları
Edebiyat
Yol BilenlerWade Davis · Kolektif Kitap Yayınları · 201783 okunma
Yusuf Yusuf dedikleri, birkaç beyle birkaç mermi...
5/10
·240 syf.··
2020 57. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 30 Ağustos 2020 14:33
Üç saattir incelemelerde eleştirel bir satır, bir fikir hatta bir kelime arıyorum... Arıyorum ki, kitapla ilgili yakın bulduğum bir görüşü repost edip şu satırları şu sıcakta yazma yükünü üzerimden atabileyim... Yok maalesef, olmadı... Bunun pek çok nedeni olabilir tabii... Ancak Kuyucaklı Yusuf özelinde bu hayranlığa, bu müthiş etkilenmeye baktığımda neyi atladığımı, neyi kaçırdığımı, nerede yanlış yaptığımı gerçekten çok merak ediyorum... Çok da uzatmadan birkaç soru sorup, birkaç beylik laf edip, kitabın parıl parıl parlayan inceleme havuzuna benim gibi gelenlere yalnız olmadıklarını hissettirecek birkaç not düşüp sonlandıracağım... İlk soru çok basit; acaba Sabahattin Ali'nin kendi yaşam hikayesine olan saygımız, eserlerini değerlendirirken biz okurları çok mu etkisi altına alıyor? Edebiyat dünyasında neredeyse 10 yıldır gölgesinde yaşadığımız Sabahattin Ali miti, Sabahattin Ali'nin dahi üzerine çıkmış ve hepimize en tepeden parmak sallıyor olabilir mi? İncelemelerin birinde Sabahattin Ali'den Türkiye'nin Dostoyevski'si olarak bahsedilmiş. Ancak neden böyle olduğuna dair ilave tek bir cümle yok. Karşılaştırmanın zemini nedir mesela? Popülerlik mi? Üslup mu? Düşünce şekli mi? Yaşam tarzı mı? Ele aldıkları konular mı? Roman karakterlerinin benzerliği mi? Nedir bu benzerliğin sırrı? Peki senin cevabın nedir derseniz; bence iki yazarın arasında edebi anlamda ortak nokta yok denecek kadar azdır. Konuyu uzun uzun detaylandırabiliriz ama ben tek bir örnek verip kapatacağım bahsi... Örneği bir soruyla vereyim; Kitabı bitirdikten sonra Yusuf'u ne kadar tanıdınız? Tanımaktan kastım, Yusuf'un nerede yaşadığı, fiziksel görüntüsü, ne iş yaptığı falan değil. Kim bu Kuyucaklı Yusuf? Kitabın son sayfasına geldiğinizde bu sorunun cevabı ne kadar karşılık buldu
Edebiyat
Kuyucaklı YusufSabahattin Ali · Yakamoz Yayıncılık · 2019210,7bin okunma
Peride Celal'in geç gelen mektubu...
10/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2020 45. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2020 13:05
1k'nın nitelikli okuma etkinlikleri hayatımıza yeni yazarlar, yeni kitaplar ve yeni kitap dostları kazandırmaya devam ediyor... Geçenlerde akışa hızlı hızlı göz atarken parmaklarım L Büşra A. 'nın başlattığı Peride Celal etkinlik iletisinin üzerinde durdu birden... https://1000kitap.com/peride-celal-yonsel-okuma-etkinligi--1535115 Peride Celal ismine aşinalığım var ama hepsi o kadarla sınırlı... Herhangi bir kitabını okumadım, ne tür kitaplar yazar bilmem, hayatta mıdır değil midir bilmem... Sonra ileti metnini okurken şaşırdım açıkçası... 1916 doğumlu yazar. 2013 Haziranında 97 yaşında vefat etmiş... 14-15 kitap yazmış hayatı boyunca... Aşk romanları, öyküler ve diğer türlerde romanlar... Hayatının bir kısmı yurt dışında geçmiş. Üç Yirmidört Saat romanıyla Sedat Simavi Vakfı'ndan Edebiyat Ödülü kazanmış... İşin bu tarafı, her yerden bulup okuyabileceğimiz biyografi kısmı... Ancak Büşra bir de şöyle bir alıntı eklemiş iletisine; "Peride Celal, kendisi için hazırlanan armağan kitapta, Selim İleri’ye verdiği mülakatta “Durmadan bir kenara itildim,” diyor. “Benim en büyük acım bu olmuştur. Ne yaparsanız yapın, itiyorlar.” İşte bu alıntıyı okuyunca sanki bu cümle Selim İleri'ye değil de benim yüzüme söylenmiş gibi irkildim... Ömrünü edebiyata vermiş bir yazar için eminim ne zordur şu cümleleri kurabilmek... Hatta bunları hissetmek... Kendisini kenara itenler kimler bilmiyorum... Zamanında neler yaşandı bitti bunu ayrıca derinlemesine araştırmak lazım... Ancak Peride Celal'i kenara itenler bunu o kadar iyi başarmışlar ki, bu kadar üretken bir yazarın bu kadar az duyulup az bilinir olması bir tesadüf olmasa gerek... Bir okur olarak bize düşen sorumluluk biraz da bu kenara itilen
Edebiyat
MektupPeride Celal · Can Yayınları · 2009223 okunma