Necip G.

Necip G.
Native Content Manager @ Demirören Medya “Her okur oturduğu koltukta birer Crusoe’dur.” (Alberto Manguel) "Ben cenneti hep bir çeşit kütüphane olarak düşlemişimdir." (Jorge Luis Borges)
Sibirya’dan Silivri’ye... Ölüler Evi’nin hayaleti hala tepemizde geziyor!
7/10
·370 syf.··
2020 27. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2020 21:49
Dostoyevski ile 10. buluşmamız, yazarın Sibirya’da geçirdiği sürgün yıllarını Aleksandr Petroviç Goryançikov adlı bir karakter üzerinden anlattığı Ölüler Evinden Anılar kitabı ile gerçekleşti... Ölüler Evi’ndeki misafirliğim genel itibariyle keyifli geçmekle beraber zaman zaman oldukça sıkıldığım bölümlerin de yaşandığını itiraf etmem gerek. Dostoyevski kitaplarının, ele aldığı konular itibariyle evrensel etkileşim kurmada ne kadar başarılı olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak bu kitap özelinde kendi adıma aynı evrensel etkiyi üzerimde hissedemedim çok fazla... Diğer kitaplardan aşina olduğumuz ve Rus edebiyatı okurları olarak çoktan kanıksadığımız Rusça isimler konusunu bir tarafa bırakıyorum. Bu kitap, hapishane anılarını toplayan bir kitap olması hasebiyle, onlarca farklı insanın hayatına girip çıkması ve neticede ortada böyle bir isim kalabalığının bulunması gayet doğal... Ancak isimlerden de öte, dönemin siyaseti, yaşam biçimi, gelenekler, ibadetler, yemekler, küfürler ve ilişkiler derken günün sonunda ortaya kıpkırmızı bir RUSYA profili çıkıyor. Zaten bir hapishane tecrübesi yaşamadığım için orada kendiliğinden akan yaşamı anlamaya ve belki empati kurmaya çabalarken bir de bunun yanında bir okur olarak Rus olmamanın da yükünü ayrıca sırtlanmak zorunda kaldım... Bunun yanında, mahkumlar tarafından temsile hazırlanılan bir tiyatro oyununun sahne sahne yazıya dökülmesi veya sürgün hayatı boyunca atten keçiye, kazdan kediye kadar muhattap olunan tüm hapishane hayvanlarının tek tek anlatılması gibi detaylar da hayatın oldukça durağan geçtiği şu günlerde beklentilerimin tam aksine akıcıklıktan bir hayli uzaktı... Belki Dostoyeski bu kitabı öncelikle kendisi için kaleme almıştır, kimbilir... Anılarını, aklında kalan tüm detaylarıyla birlikte yazıya dökerek kalıcı
Edebiyat
Ölüler Evinden AnılarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202518,6bin okunma
Reklam
Hiçbir şey yapmamak için her şeyi yapanlardan mısınız?
5/10
·112 syf.··
2020 14. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 12 Şubat 2020 11:40
Şeyler... Bahçeli evler, otomobiller, çini vazolar, antika eşyalar, deri koltuk takımları, ipek eşarplar, pahalı seyahatler, sinema biletleri, pikaplar ve geriye kalan her şey... Hepsinden ve hiçbirinden biraz var hayatımızda... Tanımlamak çok zor onları, hayatımızın neresine koymak gerektiğini kestirmek güç ya da verdigimiz kararların alınmasındaki rollerini tespit etmek neredeyse imkansız... Araçların amaçlandığı bir çağda, somutlaşan bir zamanın (-belki de kayıp bir zamanın) izinde, bir gün mutlaka gelecek olan ama geldiğinde de aceleyle geçmişe kovalayacağımız bir geleceğin içinde, şimdiki zamanı halının altına süpürerek adına yaşam dediğimiz ve gittikçe soyutlaşan bu karanlık kuyuda şeylere olan bağımlılığımız; tıpkı rengarenk bir tablonun tuval üzerindeki ilk eskizleri gibi zamanla silikleşen, renklerin altında kaybolan, dahası, yakına gelindiğinde o renkli dünyaya hiçbir katkısının olmadığı farkedilen insanın değersizleşmesi, yoksunlaşması, huzursuzluğu bir yaşam biçimi haline getirmesi noktasında oldukça hızlı ve hiç olmadığı kadar aleni bir şekilde bizi kontrolü altına alıyor... -------------------- Kitaptan yaptığım ve neredeyse kitabın kısa bir özeti sayılabilecek şu alıntıya belki denk gelmişsinizdir; “Çok şey vaadeden ve hiçbir şey vermeyen bu dünyada gerilim çok fazlaydı.” #62209606 İnsan düşünmeden edemiyor; biz hep böyle gergin insanlar mıydık yoksa algılarımıza oynayan ve asla ulaşılamayan dünya nimetleri mi bizi bu kadar geriyor? Özünde bir besin zinciriyle sadeleştirilen ihtiyaç hiyerarşisi günümüzde zincirlerinden kopmuş bir vaziyette ve kopardığı zincirle yüzümüze sırtımıza (artık neresi denk gelirse) vura vura bir motorsiklet çetesi gibi çevremizde daireler çiziyor... Şeyler kimi zaman bir Tanrı kimi zamansa bir
Edebiyat
ŞeylerGeorges Perec · Metis Yayınları · 20161,361 okunma
Gitmesek de görmesek de o köy bizim köyümüz müdür?
10/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2019 75. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 30 Aralık 2019 01:42
Benim için çok kıymetli olan bu kitabın sayfasında bir inceleme göremeyince kolları sıvayıp birkaç satır eklemek zaruriyet oldu... Kitabın benim için önemi, bende büyük bir hatırayı saklıyor olmasından kaynaklanıyor... Talip Apaydın, rahmetli annemin Öğretmen okulundan hocası... O yüzden ben Talip Apaydın ismi ile ve onun kitaplarıyla çok erken yaşta tanıştım... Bu kitabını da ilk olarak orta okul yıllarında okumuşumdur yanlış hatırlamıyorsam. Yıllardır annemden bir hatıra olarak saklarım kitaplığımda... Geçen gün tekrar elime aldım, birkaç sayfa göz gezdireyim derken akşamına bitirdim yeniden bu güzel romanı... Roman 1964 yılının Şubat ayında basılmış... Annem o yıllarda öğretmen okulunda genç bir öğretmen adayı... Aynı yıl kitabı alıp hocasına imzalatmış... Yani başka bir ifadeyle elimdeki kitap tam 55 yaşında... Sizin için bendeki o ilk baskının birkaç fotoğrafını çektim; imgyukle.com/i/Vumv0S imgyukle.com/i/VumKDs imgyukle.com/i/VumUQt İkinci görselde Talip Apaydın'ın kendi cümlelerinden kısa hayat hikayesini de okuyabilirsiniz... İşte böyle bir hikayesi var Ortakçılar'ın benim hayatımda... Allah her ikisinin de mekanını cennet eylesin deyip bir kaç satır da kitap ve kitabın yazıldığı dönemle ilgili düşüncelerimi paylaşacağım sizinle... Talip Apaydın'ın romanları, köy romanı olarak adlandırdığımız türde romanlar... Kendisi Cumhuriyet'in en değerli projelerinden biri olan Köy Enstitüsü mezunu. Fakir Baykurt, Mahmut Makal gibi Türk edebiyatına onlarca yazar yetiştirmiş bir ekolün içinden geliyor. https://1000kitap.com/Nordavind özellikle Fakir Baykurt incelemelerinde bu Köy Enstitüleri mevzusuna çokça değindi ve değerli bilgiler paylaştı. O yüzden ben o kısma fazla girmek istemiyorum. Ancak, kurulduğu
Edebiyat
OrtakçılarTalip Apaydın · Literatür Yayınları · 2007103 okunma
Hatırlıyor musun? Bir zamanlar fakir ama gururlu bir genç vardı...
7/10
·494 syf.··
2019 48. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 16 Ağustos 2019 04:44
‘Yakarsa dünyayı garipler yakar’ ekolünün vakur temsilcisi Martin Eden’le tanışacağım için oldukça hevesli ve heyecanlı bir vaziyette açtım kitabın kapağını... Bu heves ve heyacan –dürüst olmam gerekirse- son sayfalara yaklaştıkça Martin Eden’le artık vedalaşacak ve onu hayatımdan çıkaracak olmanın hazzını besledi. Yangın hiç sönmedi kitap boyunca... Martin, zihnindeki ateş toplarını cömertçe savurdu etrafına... Kimi zaman da dönüp kendine nişan aldı... Büyük oyunu bozmak için çıkmıştı yola... İdeallerini birer tuğla gibi kullandı, geçmişini sıva yapıp o tuğlaları birleştirdi. Sonra dünyaya meydan okumak için inşa ettiği tek göz odasını rengarenk bir aşk hikayesi ile baştan başa boyadı... Belki de hesaplayamadığı tek şey, odasını inşa ettiği zeminin bataklık olmasıydı. Martin yılmadan çalıştı, öğrendi, öğrendikçe odasına yeni katlar çıktı... Sonra, yeniden çalıştı, daha çok öğrendi ve kelimelerden kendine küçük bir fildişi kule yaptı. Ancak dedim ya, zemin böyle bir kuleyi ayakta tutacak kadar güçlü değildi... Tüm idealler, tüm geçmiş ve o görkemli aşk hikayesi, okurun bakışları arasında bataklığın içinde kayboldu... Ve bizler, beş yüz sayfa boyunca yandığımızla kalakaldık... (Her bir sayfa için bana bir cent borçlusun Martin, bunu yazıyorum bir kenara : ) ---------------------- Değerli 1k dostlarım, yazının bundan sonrası için önlem amaçlı olarak bir ‘SPOILER’ uyarısı koymak zorundayım. Neticede kitap üzerine konuşurken belki de kitabı okumadan önce bilmek istemeyeceğiniz detaylara yer verebilirim. O yüzden devam edip etmeme tercihini size bırakıyorum... ---------------------- EĞİTİM NEYDİ? EĞİTİM EMEKTİ... Yazar burada, bilgiye aç bir insanın sistemsiz bir eğitim ile, yani kendi kendini eğiterek, mücadele vererek aydınlanabileceği konusuna özellikle vurgu
Edebiyat
Martin EdenJack London · Can Yayınları · 2017135,1bin okunma
2/10
·%43 (126/293 syf.)·
Daha fazla dayanamayıp yarım bıraktım kitabı. Tahsin Yücel tam bir hayal kırıklığı oldu benim için. Abartılı bir anlatımla konuyu gereksiz yere uzatmak bir yere kadar normal karşılanabilir ama bir yerden sonra gerçekten çekilmez bir boyuta ulaşıyor. Genç yaşında görücü usulü bir evlilikle köyden şehre göç eden bir kadın var. Kocası kapıcı, kendisi de hem ona yardım ediyor hem de gündelikçilik yapıyor. Sonra hayatında ilk defa buzdolabı görüyor(?) ve son 50-60 sayfa onun buzdolabına olan hayranlığı, eve buzdolabı alması ve puta tapar gibi tüm hayatını o buzdolabı üzerine kurması şeklinde geçiyor... Kocasının ve çocuklarının buzdolabının kapağını açmasına dahi izin vermiyor vs... Bir yerde biter diye sabırla okuyorsunuz ama bitmiyor. Buzdolabı virali gibi bir kitap:) Öte yandan öz Türkçe kullanma hevesiyle bütün anlatımı bozan kelime ve cümlelerin kullanılması kitaba daha da yabancılaştırdı beni. Örneğin, “Gün boyunca belki kırk kez imgeleminde canlandırdığı edimi gerçekleştirmek üzere...” şeklinde ifadeler var kitapta. Tahsin Yücel’i çevirmen kimliğiyle tanıyordum. İyi bir çevirmen olduğunu bildiğim için daha yakından tanımak adına bir romanına şans vermek istedim ama netice itibariyle zihnimde çevirmen kimliği ile yaşamaya devam ederse çok daha iyi olacağını anlamış bulunuyorum:) Herkese keyifli okumalar dilerim...
Kumru ile KumruTahsin Yücel · Can Yayınları · 20181,919 okunma
Reklam