Şubat 2019... İstanbul bembayaz bir kar örtüsünün altında dinleniyor... Bugün çok daha az kişi ayak basıyor sokaklara, kaldırımlara... Daha az araba geçiyor, daha az korna çalıyor caddelerde... Bir Pazar günü... Dışarıdaki beyaz örtüyü üzerime çekip şehir gibi dingin, sessiz sedasız yaşamak istiyorum bugünü... Böyle bir günde yapılacak iki güzel şey var; kitap okumak ve türkü dinlemek... Ben ikisini de yapıyorum. Parayla pul gibi, evle araba gibi, makamla koltuk gibi ayrılmaz bir ikili benim için... Artık kim hangisini tercih ederse... Çünkü mutluluk vaad ediyor her biri... Benim adresim belli... Her neyse...
Neşet Baba öyle bir giriyor ki bozlağa, masamdaki yeni demlenmiş çayın bardağı titriyor yanı başımda... Çay kaşığı ritim tutmaya başlıyor dayanamayıp...
"Bir yaratmış Allah tüm insanları
Ayrılık insanın sözünden olur
Ayrı görme gel şu insanoğlunu
Her niyet kişinin özünden olur"
diye başlıyor bozlak... Dışarıdan baksan dört mısra, içeriden baksan 400 kulaç dibi okyanusun... O kadar derin işte... Ben daha kelamın kerametine eremeden Neşet Baba bir oktav daha çıkıyor yukarı... Belli ki dibini gösterecek bana o engin deryanın;
"Güneşi bir kuvvet karartır mı hiç
Allah sevmediğini yaratır mı hiç
İnsan olan insan darıltır mı hiç
Haksızlık haksızın yüzünden olur"
Aslında tam burada satırlarımı sonlandırıp veda etmeliyim size... 'Kitabın incelemesi nerede' diye soranlara da, 'yazdım ya işte yukarıda' demeliyim tek kaşımı kaldırıp, bilmiş bir edayla... Okumadınız mı?
Böyledir işte bazen... Arayıp da, bir kütüphane arşınlayıp bulamadığınız şey, bazen bir bağlamanın telinde, bazen bir nağmenin tınısında, bazen bir kitabın sayfalarında çıkıverir karşınıza... Ya da 80'lik bir ninenin dilinden düşüverir önünüze; siz hesap kitap yapıp, excel tabloların içinde kaybolup,