Necip G.

Necip G.
Native Content Manager @ Demirören Medya “Her okur oturduğu koltukta birer Crusoe’dur.” (Alberto Manguel) "Ben cenneti hep bir çeşit kütüphane olarak düşlemişimdir." (Jorge Luis Borges)
7/10
·137 syf.··
Beğendi
·
2018 41. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 10 Ağustos 2018 02:46
Bugün biri çıkıp 'sizce dünyada enerji problemi var mı?' diye bir soru sorsa şu cevabı verirdim: 'Evet bayım, kesinlikle dünyada bir negatif enerji problemi var!' Ve daha da kötüsü, bu enerji problemini ortadan kaldıracak elimizde ne bir pozitif enerji santralimiz var, ne de yeraltı rezervlerimiz... Orta Doğu ve Arap Yarımadası dahi bu konuda çaresiz. Modern Batı ve Uzak Doğu da öyle... Negatif enerji, havadaki oksijen gibi yayılıyor ve her geçen gün yeni birilerini daha rüzgarına katıp dünyayı sarmaya devam ediyor... Eğer bu hızla yayılmaya devam ederse lanet bir gezegen olup çıkacağız sonunda... Neyse, bu girizgah dursun bir köşede... Önce Wilhelm Genazino'nun bu sıra dışı kitabı hakkında konuşalım biraz... Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk; mutsuz bir adamın, daha da kötüsü, mutsuzluğunu bilen bir adamın, hayatın içinde küçük mutluluk kırıntıları aradığı bir modern zaman hikayesi... Gerhard Warlich, felsefe doktorası yapmış bir çamaşırhane müdürü... Zamanın şartları içinde felsefe doktorası, ona çamaşırhanede bir iş bulmasında oldukça faydalı oluyor! Nakliye şoförlüğü ile başlayan kariyeri zamanla müdürlüğe kadar yükseliyor. Şirketinde çalışan herkesin kendini aldattığını düşünen paranoyak bir patronu var. Tek güvendiği kişi, ona ne kadar güvenmek denirse artık, Warlich oluyor. Ve hazır böyle donanımlı birini yakalamışken onun etinden sütünden sonuna kadar faydalanabilmek için sürekli yeni görevler yüklüyor üzerine... Çamaşırhanenin denetlenmesi, nakliye şoförlerinin yolda kaytarıp kaytarmadığının kontrolü falan derken, iş şirket için yeni iş modelleri ve reklam kampanyaları üretmek ve müşterilerle birebir görüşmeler yapmaya kadar gidiyor... Tabii okur olarak, buradaki ironi bizi asla şaşırtmıyor. Biliyoruz ki çevremizdeki insanların %80'i sevmediği veya hiç
Mutsuzluk Zamanlarında MutlulukWilhelm Genazino · Ayrıntı Yayınları · 20205,6bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·123 syf.··
2018 38. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 16 Temmuz 2018 01:27
Her ne kadar geç kalmış bir buluşma olsa da öncelikle Mehmed Uzun'la ve kitabıyla beni buluşturan #30997659 etkinliğinde Esra Kurt hanım başta olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ederim... En baştan vurgulamak isterim ki; konu olarak çok farklı, dil ve anlatım yönünden çok zengin, zihnimde bıraktıkları açısından çok değerli bir kitap okudum arkadaşlar... Bunca karmaşa ve ayrıştırmanın içinde; insanlar sürekli birbirinden uzaklaştırılmaya ve birbirine düşürülmeye çalışılırken, her şeye inat, bir Kürt yazarı tanımanın, Mehmed Uzun özelinde Kürt edebiyatına bir nebze olsun yaklaşmanın keyfini yaşadım... Bu etkinlik bir yazar etkinliği olduğu için Mehmed Uzun'a birkaç satır değinmeden geçmek olmaz diye düşünüyorum. Hayatını ana dilini savunarak, dilinin, edebiyatının mazisini araştırarak, bir dilin neden yasak olduğunu sorgulayarak ve kendi dilinde edebiyatın tüm zenginliğini, tüm güzelliğini içinde taşıyan eserler vererek geçirmiş bir yazar Mehmed Uzun... Yıllarca sürgünde yaşamak zorunda kaldığı İsveç'te dahi bu sevda ve gayretinden asla ödün vermemiş; hem yurt içinde hem de yurt dışında çok geniş bir çevrenin saygısını kazanmayı başarmış bir aydın... Her ne kadar kendisi yaşarken yaptıklarının, yazdıklarının tam karşılığını alamamış olsa da, ben inanıyorum ki bugün var olan ve bundan sonra gelecek olan nesiller bu değerli aydına gecikmeli de olsa hak ettiği değeri verecek ve onun daha fazla kitap dostu tarafından tanınmasına katkıda bulunacaktır... Uzun'la tanışma kitabım Yaşlı Rind'in Ölümü ise yazarın 1987'de yayınladığı bir kitap... Bana yazıldığı tarihten 30 yıl sonra okumak kısmet oldu nedense! Kitabın iki baş karakterinden biri olan Serdar, kitabın yazarı Uzun'un yaşadığına
Edebiyat
Yaşlı Rind'in ÖlümüMehmed Uzun · İthaki Yayınları · 20174,939 okunma
6/10
·248 syf.··
2018 37. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 05 Temmuz 2018 21:53
--- Bu inceleme ufak tefek (belki de büyük) 'spoiler'lar içerebilir arkadaşlar. Sonra demedi demeyin:)--- Türkiye'de henüz herhangi bir Hasan Ali Toptaş kitabı okumamış 8 kişiden biri olarak, gerçek bir baskı ve endişeyle açtım kitabın kapağını... Artık bu buluşma gerçekleşmeli, ben de ortamlarda herkes gibi Hasan Ali Toptaş konusu açıldığında üzerine bir çift söz söyleyebilmeli, 'Türkçe'yi çok akıcı kullanıyor', 'betimlemeleri harika', 'ne kadar duru bir dili var' gibi kalıplar kullanarak kendimi ifade edebilmeliydim... İşte bu şartlarda başladı okuma süreci ve haliyle ilk sayfalar baya zor geçti benim açımdan. Hatta itiraf etmem gerekir ki, anlatıcı, eşine babasının yaşadığı problemin gerçek nedenini ilk kez anlatırken kitabı yarıda bırakmayı dahi düşündüm. Yeni bir Zülfü Livaneli vakası mı yaşayacaktım yoksa? Hasan Ali Toptaş da mı asıl konuya odaklanıp geriye kalan detayları çalakalem yazan bir yazardı? Çünkü kitaptaki çiftin 5 yaşında çocuğu olduğuna göre minimum 6-7 yıldır evli olmaları gerekiyor. Bunun bir de flört dönemi var tabii... Hadi biz yine de 6 yıl diyelim... Yahu bir insan 6 yıl boyunca babasının neden tek bacağının olmadığının gerçek sebebini karısına anlatmaz mı? Bunun hiç gerçek hayatta bir karşılığı var mı sizce? Hayır Aziz Amca'nın bacağı uyuşturucudan falan kesilse hadi, bir nebze anlarım durumu. Adam şoför yahu; kaza yapmış ve bacağı kurtaramamışlar. Herkesin başına gelebilecek bir durum. Ortada bir gizem falan da yok. O zaman neden 6 yıl boyunca karına anlatmazsın ki?! Konuyu bu kadar uzatmış olmamı garip karşılayabilirsiniz ama bence önemli bir konu. Çünkü okuduğum kitapların ilk bölümlerinde bu tip durumlarla karşılaştığımda bir anda kitaptan kopup uzaklaşabiliyorum. Ancak bu sefer 'yarım bırak jokeri'ni kullanmak istemedim açıkçası.
Edebiyat
Kuşlar Yasına GiderHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 202022,1bin okunma
10/10
·390 syf.··
Beğendi
·
2018 34. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2018 17:59
Öncelikle, tertip ettiği Aytmatov etkinliği (#29775133) ile kitabı planladığımdan daha erken okumama vesile olan sevgili Okuma Delisi / Emir başta olmak üzere etkinlikte emeği geçen herkese teşekkür ederim... Dişi Kurdun Rüyaları benim Aytmatov ile 7. buluşmam... Açıkça ifade edebilirim ki bu kitap, okuduğum diğer altı kitaptan pek çok yönüyle farklı bir kitaptı. Bu farkların neler olduğuna incelemede yeri geldikçe değinmeye çalışacağım... Kitaba başlamadan önce kendimi açıkçası Jack London 'ın Beyaz Diş 'i gibi bir konuya hazırlamıştım. Aslında bakarsanız, kitabın ilk bölümlerinde bu tahminimde yanılmadığımı gördüm. Akbar adlı dişi bir kurt, eşi Taşçaynar ve yavrularının doğal yaşam içindeki savruluşları ile açıldı hikaye... Ancak devamında bambaşka sürprizlerle karşılaştım... Aytmatov, kendine özgü bir kurgu tekniğiyle öylesine derinlere inmiş ve ele aldığı konuları öylesine açık bir dille sorgulamış ki; kitap bittiğinde bir değil üç kitap birden okumuş gibi hissediyorsunuz... Asıl tartışmak istediğim mevzulara girmeden önce kitap hakkında da kısaca birkaç cümle eklemek isterim... Kitap üç bölümden oluşuyor. Birbirine kimi zaman teğet geçen, kimi zaman dokunan ama genel anlamda ortak bir mesajı dile getiren üç farklı hikaye ve üç farklı ana karakter var. Bunların ilki, az önce bahsettiğim dişi kurt Akbar... İnsan eli değdikçe doğal yaşam alanları daralan ve hayatı sürekli zorlaşan bir kurdun öyküsü... Diğer hikayede eski bir papaz okulu öğrencisi olan ve geleneksel inancı sorguladığı için okuldan atılan Abdias adlı idealist bir genç var. Abdias, okuldan atıldıktan sonra kendine gazetede iş buluyor ve buraya bir yazı dizisi
Edebiyat
Dişi Kurdun RüyalarıCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 20238,9bin okunma
8/10
·224 syf.··
2018 27. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 01 Mayıs 2018 01:26
Aysun Kayacı'nın sosyoloji dünyasını çatlatan meşhur tespitini pek çoğunuz bilirsiniz; "Ben vergi veriyorum niye vergisini vermeyen, 'dağdaki çoban'la benim oyum eşit mesela. Niye? Hiç vergisini vermeyen biriyle niye benim oyum eşit. O benim kadar duyarlı benim kadar sorumluluk sahibi bir şekilde yaklaşıyor mu acaba" 'BEN VERGİMİ VERİYORUM...' İşte bunlar hep aşırı dozda beynimize Hollywood filmi akıtılmış bir nesil olmaktan ileri geliyor sevgili 1k dostları... "Ben vergimi veriyorum lanet olasıca aynasız, bana hiçbir şey yapamazsın. Hemen toprağımdan defol!" Evet, bir birey olmanın ifadesi olarak 'vergi veriyor olmak' kültürümüze yeni giren bir kavram. Mesela ben dedemden veya babamdan hiçbir zaman 'evladım sakın ha vergini ihmal etme, günü gününe öde vergini' şeklinde bir nasihat işitmedim. Siz işittiniz mi? Pekâla, bu tespitin devamına da bir göz atalım; "O benim kadar duyarlı, benim kadar sorumluluk sahibi bir şekilde yaklaşıyor mu acaba?" İşte burası çok daha kritik! Şimdilik burada dursun, birazdan tekrar döneceğiz bu yakarışa... Amacım, değerli bir Aytmatov eseri incelemesinde Aysun Kayacı yergisi yapmak değil tabii ki. Herkesin fikri kendine... Ancak bu yaklaşımın genel manada elit bir kesim tarafından içten içe alkışlandığını bilmeyecek kadar da saf insanlar değiliz nihayetinde... Peki, 'Elvada Gülsarı'nın tüm bunlarla ne alakası var?' diyenler için sadede gelelim o halde... Çok alakası var... Çünkü bu kitap, neredeyse baştan sona bir çobanın hayat hikayesini anlatıyor. Bu öyle sıradan, dümdüz bir hayat hikayesi değil... Çobanlık mesleğinin inceliklerinden, bu mesleğin insanda yarattığı tüm mesleki deformasyona kadar ince ince işliyor Aytmatov... Bir çobanın hüznü, sevinci, mesleğine, içinde bulunduğu topluma ve mesleğinin varlık nedeni olan
Elveda GülsarıCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202321,2bin okunma