Yalnız ve kendi karanlık yeraltı dehlizlerinde yaşayanların başucu kitabıdır Yeraltından Notlar. Okurken, adeta zihnin her metrekaresinde neşter dolaştırıyor Dostoyevski. İnsanoğlu olarak acizliğimizi bir tokat gibi yüzümüze vuruyor. Her bir satırında bin darbe yiyoruz...
Biliyoruz ki okuyup okuyabileceğimiz, görüp görebileceğimiz en cesur yazarların başında gelir Dostoyevski. Bu eserine de bu özelliğini kanıtlar bir şekilde başlıyor. "Ben hasta bir adamım" diyerek... Düşününce; hangimiz hasta değiliz ki? Hangimiz aşağılık değiliz ki? Hangimiz ikiyüzlülük yapmıyoruz ki? Hangimiz doğrularını kendimize bile itiraf edemediğimiz yalanlarla yaşamıyoruz ki? Hangimiz...
Eserde iki bölüm yer almakta. İlk bölümde yeraltını anlatmaktadır bize Dostoyevski. İkinci bölümde ise yeraltına hapsolmuş karakterin neden oraya hapsolduğuna dair "notlar" adı altındaki gerçekleri okuruz.
Kafası karışık, ne yaptığına ve ne olduğuna kendisinin de anlam veremediği bir karakterimiz vardır kitapta. Adı sanı yoktur ve buna gerek de yoktur. Çünkü o; aslında benim, sensin, biziz...
Toplum tarafından benimsenememiş, sürekli aşağılanmış ve hor görülmüştür bu kişi. Esasında o bile tam olarak kendini kabullenememektedir ki toplumdan onu kabullenmesini istemeye hakkı olsun. Yani Dostoyevski romanlarında alışık olunduğu üzere yine var olmaya çabalayan ama bu çabası fazlasıyla ters tepen ve gittikçe yerin altına, en dibine gömülen birini gözlemliyoruz kitapta. Kendi zihninde kendini tahayyül ettiği hâli bambaşka kendisi bambaşkadır. Olduğunu sandığı kişi ile olduğu kişi çok farklıdır.
Bir memur olarak çalıştığı dönemde yanına gelen müşterilere kötü davranarak kendini tatmin etmekten zevk almaktadır. Bunu neden yapar peki? Çünkü onu da hor görenler vardır. Ve onu ezenlere karşı koyamadığından egosunu