Ömer Sevinçgül'den bir gençlik kitabı daha. Tıngırmıngır, usul usul ve uzun uzun ilerleyen, dolayısıyla yoran kitaplardan değil. Kitabın kapağından yola çıkarak, zihinlerde oluşan 'cicili bicili aşk kitabı' yaftası da isabetli bir görüş değil. Çünkü Sevinçgül, derdi olan yazarlarımızdan bir tanesi. Bu kitabında ise manevi buhrana düşen günümüz gençlerine bir nevi rehberlik ediyor, nutuk atmadan, racon kesmeden, gençlerin kitapta yer alan diyaloglardan paye çıkarmasına zemin hazırlıyor.
Kitabın mantığı güzel bir kere: "Uzun söze tahammülüm yok. Sözün azını, konunu özünü arıyorum."
En çetin felsefi meselelerin ve itikadî soruların ustalıkla giderildiği bir diyaloga şahit oluyoruz kitapta. Bizden biri, bizim gibi, birçoklarımızdan hisse, öğrenci bir kardeşimiz, kimlik kargaşası yaşarken tanıştığı bir bilge ile "mektup"laşıyor ve onunla dertleşiyor.
Sosyal medyada sörf yaparak akıldaki soruları uyuşturmak ve unutmaya çalışmak yerine, sorularına cevap arayan ve ciddiyet müessesine ciddiyetle riayet eden kardeşimiz, "Beni seven biri var!" inancına demir atıyor.
Gençler olarak, ne yazık ki kaygılarımız son zamanlarda pek ucuz şeyler üzerinden tezahür ediyor. Bununla alakalı okuduğum bir makalede, Uzman Klinik Psikolog Betül Çubuk, şunları söylüyor:
" Özellikle Z kuşağının çeşitli fotoğraf uygulamaları ve filtrelerle fotoğraflarının üzerlerinde oynamalar yapmasının onları psikolojik olarak gerçek görünümlerinden uzaklaştırdığına ve bedenlerinden hoşlanmamaya başladığına işaret ediyor. Bu durum anoreksiya nevroza ya da blumiaya neden oluyor. Eğer kişi kilo almışsa, kendisini diğer insanlardan daha yetersiz hissederek, özgüven sorunu yaşıyor. Nitekim gençler internet dünyasına kendilerini o kadar kaptırmışlar ki sosyal olarak kendilerini gerçekte var edemiyorlar."
Bizi
"Asgari ölçüde spoiler"
Mutsuz sonla biten hikayelerin güzelliğini bir kez daha yâd ettim bu kitapla. Toplam 5 hikayeden oluşan Mutlu Prens eseri, her hikayenin buruk bırakan finaliyle buruk bırakıyor bizleri.
Mutlu Prens'in kurşundan kalbi, kırlangıcın donmuş cesediyle aynı çöplüğe defnediliyor, bülbül aşk uğruna kendini feda ediyor ve ne yazık ki bu fedakarlığı büyük bir küstahlık müzakeresinde zayi oluyor, bencil dev en mutlu anında ölüyor, vefalı dost, vefasız dostun adiliğiyle vefakar ölüme yürüyor, nobran havai fişek ise bataklıkta kokuşuyor.
İşte böyle bir çocuk kitabıydı Oscar Wilde'ınkisi.
Mutsuz sonla biten mutluluklar vardı bu beş hikayede.
Tanrı meleklerine emretti: "Bana yeryüzündeki en değerli iki şeyi getirin!" Melekler ise çöplüğe defnedilmiş olan Mutlu Prens'in kurşundan kalbini ve fedakar serçenin cansız bedenini Tanrı'ya sundu. İşte mutsuz sonla biten bu hikaye, Tanrı'nın "en değerli iki şey" olarak tazim etmesiyle tebessüm olarak düştü dudaklara.
Bir aşk uğruna, kalbini bir gülün dikenine saplayıp, o gülü kan kırmızısı edene kadar hüzünlü şarkılar söyleyen ve bu hal üzere ölen bülbülün hikayesi ise; "Bülbüller ve güller aşkına, inadına aşka ve inadına aşıklığa!" dedirterek bahtiyar kıldı aşkı.
Somurtkan ve bencil Dev, bir çocuk tebessümüyle terk ederken tüm nobranlığını ve zorbalığını, en güzel bahçenin krallığını üstlenmişken ilerleyen yaşında... Ona şefkati öğreten minik dostuna yürüdü ve ölümle müjdelendi aniden. Ölümle biten bu hikaye, cennet muştusu olmuştu Dev için. Anlam bulan ve anlamı anlamlı kılan her okuyucu, buruk bir mutluluk duydu gönül bahçesinde.
Vefalı dost ise gözyaşlarıyla uğurlanacak kadar acıklı bir saflığın avcunda yitirildi. Onun ölümü, adi dostları hizaya çekme cüreti kazandırdı sakin tabiatlı çehrelere. Mutlu sonla
Mutlu PrensOscar Wilde · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202429,9bin okunma
En yakın arkadaşı değil, Cemal Süreya.
Hatta aralarında bahse girerek şöyle bir anlaşma yaparlar. Bu fikir de Cemal Süreya'dan çıkar:
"Kaybeden soyadından bir harf çıkarır!"
Cemal Süreya (o zamanlar soyadı Süreyya) der ki ben kazanırsam senin soyadın "Karaoç" olacak sen kazanırsan benimki "Süreya" olacak. Sezai abi kabul eder bu teklifi. Ortaya böyle bir şaheser çıkar. Cemal abinin soyadı Süreya olur.
Az munzur değilmiş ama Cemal abi. "Karaoç" ne ulan?
Sinem
@Sinmkaya
·
Sezai Karakoç ve en yakın arkadaşı aynı kadına aşık olur.. Sezai Karakoç bu anlamlı şiiri sevdiği kadın Muazzez Akkaya’yı bir otel penceresinden izlerken kaleme almaya başlar. Aşk böylesine güçlüdür ve anlamlı satırlara ev sahibi olacak kadar da imkansızdır.