Noralya

Noralya
Rüzgarı yakala, düşle, araştır, keşfet! Zorluklarla yıldızlara kadar...
10/10
·84 syf.··
Beğendi
·
2022 56. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Kasım 2022 12:35
Yaşıyoruz SessizceYaşıyoruz Sessizce, Şükrü erbaş 'tan okuduğum 4. Kitap. Okuduğum diğer kitapları gibi bu da bende derin izler bırakmayı başardı. Şükrü ErbaşŞükrü Erbaş kalemiyle kendine hayran bırakan büyük bir şair. Bu kitap nezdinde tüm eserlerini övebilirim. Yaşıyoruz Sessizce' de ölen eşinin ardından tuttuğu yası anlatıyor Şükrü Erbaş. Bunu anlatırken de ölümün getirdiği hiçbir şeyi atlamıyor. Kaybedilen insanın ardından gelen yoksunluğu, kaybolan yaşam enerjisini, kendisi dışında devam eden hayata olan boş bakışları, mutlu insanlara olan yersiz sitem, bir zamanlar mutlu eden eylemleri artık anlamlandıramamayı ya da olağan olan durumlara büyük anlamlar yüklemeyi o kadar güzel anlatmış ki... Yasın sessizce yaşamak, yaşamaya çalışmak olduğunu düşününce kitaba verilebilecek en uygun isim de  "Yaşıyoruz Sessizce"  olmuş bana kalırsa. "  Herkes gülüp oynuyor Hatice    Gülüp oynamayanın da    Yarası yaramıza değmiyor    Ne yapacaklardı, değil mi    Başkalarının ölümü    Bir gizli yaşama sevinciyken  "    (s. 61) " Yaşamak diye el çıktığım ne varsa   Şimdi bir ölüm türküsü, bir hatıra yangını"(s. 69) İnsanın içinden bir şeyler kopuyorsa yalnızca denizin dalgası bile gözyaşı akıtmaya yeter, Erbaş'ın bu nesri gibi... " Aylardır gitmiyordum. Deniz kıyısına gittim. Ben aylardır gökyüzüne de bakamıyorum. Bir eski mavilik işte. Bir gece soluğu. Güneş salkımı. Dünya dışı bir dünya. Dönüyor. Su kırılınca köpük oluyor. Beyaz oluyor. Kumlar beşik gibi bir gidip bir geliyor. İnsanlar seviniyor. İnsanlar denize girince bağırıyor. Bilmiyorum. Ben ağladım. "(s. 66) Bu finalvari dizeyle veda edeyim. Keyifli, şiirli, hisli okumalar.. " Ömür hanım, iyi ki ben de seninle yaşadım dünyayı" 
Yaşıyoruz SessizceŞükrü Erbaş · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201616bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Cepheyi anlatmadan savaşı anlatmak..
10/10
·143 syf.··
Beğendi
·
2022 51. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 01 Kasım 2022 13:23
Kılıca, silaha yer vermeden vatanı kurtaranları ve geride kalanları anlatmak..  Sadece anlatmak da değil. Yalnızca sözcükleri bir araya getirerek hissettirmek.. Ne bir fotoğraf var , ne bir müzik  ancak her şey canlanıyor kafamda ve hissediyorum tüm çaresizliği, korkuyu, sevinci, umudu.. Toprak AnaToprak Ana, bozkırın ortasındaki bir Kırgız köyünde geçen Tolgonay Ana'nın hikayesidir. Kırgız yazar Cengiz AytmatovCengiz Aytmatov ' un 1963'de yazdığı bu ilk romanı ile Lenin Ödülü'ne layık görülmüştür. Kitabın Aytmatov' un hayatına dair izler taşıdığı da belirtilmektedir. Tolgonay,  eşi Suvankul, üç oğlu ve gelini ile huzurlu bir hayat sürerken savaşın haberi ile sarsılırlar. İkinci Dünya Savaşı döneminde geçen bu romanda savaşın getirdiği zorluklar, kıtlık, açlık, sevdiklerini kaybetme korkusuna çok güzel değinilmiş. Bir evden dört erkeğin cepheye gitmesiyle birlikte geride kalan Tolgonay ve gelini  Aliman her anlamda büyük bir mücadele veriyor. Tüm bu mücadeleye tanıklık eden ise Toprak Ana. Tolgonay 'ın derdini toprağa anlatmasından gelir romanın adı. Toprak Ana onlar için sadece geçim kaynağı değildi belki de  sadık bir yardı Aşık Veysel' in dediği gibi.. Başta Tolgonay ve Aliman olmak üzere köydeki diğer kadın ve erkeklerin birbirine olan yardımları, dayanışması eski Türk filmleri tadındaydı. Uzun uzadıya olay örgüsünü anlatmak, büyüsünü bozmak istemiyorum, zaten incelemelerde bundan kaçınıyorum. Aytmatov'dan daha önce Selvi Boylum Al YazmalımSelvi Boylum Al Yazmalım ve Elveda GülsarıElveda Gülsarı 'yı okumuştum, bu kitapla birlikte tekrar görmüş oldum ki ; Aytmatov hissetme ve hissettirme, taşra insanının hayat mücadelesini, değerlerini, duygularını, kimliklerini yansıtma konusunda çok başarılı. Okuduğum her kitabından sonra yüzümde hüzünlü bir tebessüm, dilimde acı bir
Toprak AnaCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202277,7bin okunma
8/10
·344 syf.··
Beğendi
·
2022 20. kitabı
·
56 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2022 23:00
1929 ' da doğan Ursula K. Le GuinUrsula K. Le Guin antropolog bir baba ve yazar bir annenin feminist, sosyalist çocuğudur. 1950' li yıllardan itibaren fantastik öyküler ve romanlar yazıyor ancak yayınlanma tarihi 1962 ' yi bulmakta. Radcliff ve Columbia Üniversitelerinde edebiyat eğitimi görmüştür. Bana kalırsa eğitim bir yana yazarlık genini annesinden almış olabilir. Le Guin' in  çok sayıda edebiyat ödülü aldığını da söyleyip kitaba geçmek istiyorum. MülksüzlerMülksüzler  bir bilimkurgu romanı, kitapta belirtildiği haliyle  " ikircikli bir ütopya" dır.  Bu ikirciklilik yaratılan dünyanın iyi veya kötü olarak nitelendirilmesini kastediyor sanırım. Çünkü diğer bilimkurguların aksine net bir şekilde " distopya bu" sonucuna varmış değilim. Mülksüzler ' in orijinal adı  The Dispossessed. The Dispossessed Dostoyevski' nin The Possessed ( Ecinniler)  romanına bir cevap niteliğinde. / The Possessed İngilizce 'de ' sahip olunanlar ' anlamına geliyor, aynı zamanda da ' ruhuna şeytan girmişler',  ' cin tutmuşlar'. Dostoyevski ' nin romanını okuyanlar bilir, Ecinniler' de bir anarşist grubun maceraları anlatılır. ... Le Guin romanının adını Dostoyevski ' nin romanının tam zıddı olarak koymuş. Herhalde şunu demeye çalışıyor : Anarşistler öyle " Ruhu cinler tarafından ele geçirilmiş" şeytansı yaratıklar değildir, onlar sahipsizdir, ne şeytan ne insan onlara sahip olamaz. / (s. 332) Dostoyevski' nin kendinden 120 yıl sonraki bir bilimkurgu romanına ilham olması da ayrı güzel. Hem Dostoyevski ' ye hem de ondan esinlenen Le Guin ' e hayran kaldım.. MülksüzlerMülksüzler' de birbirinin uydusu olan Anarres ve Urras gezegenleri  Anarres 'ten Urras' a gelen  fizikçi Shevek üzerinden anlatılıyor.  Bu iki gezegenin kendine
MülksüzlerUrsula K. Le Guin · Metis Yayınları · 202215,6bin okunma
Mahvettin beni Suzan Defter !!
10/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2021 50. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 06 Aralık 2021 01:41
Bir kitap biterken insanın içi bu kadar buruk olur mu? Suzan 'ı, Derya' yı bu kadar görmek isteyebilir mi? Suzan Defter, Ekmel Bey ve Derya Hanım 'ın birbirleriyle olan sohbetini anlatıyor. Bu anlatım iki karakterin aynı günler tuttuğu günlükler üzerinden yapılmış. Okuduğunuz sayfalar kesinlikle bir basım hatası değil. Çünkü çift sayılı sayfalar erkeğin, tek sayılı sayfalar ise kadının tuttuğu günlüğe aitti. Okurken bir kişinin bir gününü bitirerek ilerledim ben. Bir ileri iki geri gitseniz de pek karmaşık olduğunu düşünmüyorum . Böylece aynı günün iki insan için ne ifade ettiğini kıyaslayarak okuyabiliyorsunuz. Bu anlatım tipi çok özgündü. Karakterlere gelecek olursak... Ekmel bey avukat, eşinden ayrılmış, bir kızı olan, kalabalık ailesine rağmen yalnız bir adam.. Derya Hanım psikoloji öğrenimi görmüş, eşinden ayrılmış, hayatını abisi üzerine kurmuş ona tapan ve kıskanan bir kadın. Ekmel Bey'in satmayacağı evi için ilan vermesi ve Derya Hanım 'ın almayacağı eve talip olması üzerine yolları kesişen bu insanlar, birbirlerine hikayesini anlatan iki arkadaşa dönüşür. Bu sohbet sırasında onların hayatına dair yaşanmışlıklarını öğreniyoruz. Derya Hanım bu sohbetlerde kimliğini saklayarak kendini abisinin kara sevdası olan Suzan olarak tanıtır. Suzan burada başroldür ama onun hikayesini başkasından dinliyoruz. Ve kendisinden dinlemiş gibi etkileniyorum. Diyorum ki bu aşkı Derya bile unutamamış Suzan kim bilir ne yapmıştır... Konusu, anlatım dili, ifadeleri, bakış açısı o kadar güzel ve özgündü ki bilinmesi, duyulması, okunması gereken bir kitap. Kitapta o kadar edebi ifadeler, öyle naif cümleler var ki tekrar tekrar okuduğum yerler oldu. Ve en naifi Suzan'ın aşkıydı elbette. Gerçek olsan ve senin aşkını daha uzun dinlesem senden Suzan. Ne güzel sevmişsin,
Suzan DefterAyfer Tunç · Can Yayınları · 202520,1bin okunma
10/10
·420 syf.··
Beğendi
·
2021 49. kitabı
·
32 günde okudu
·
Okunma: 30 Kasım 2021 21:58
Hakan Günday 'dan okuduğum ilk kitap olan Daha Kandalı' da geçen bir yeraltı hikayesi. Günday 'ın senaristi olduğu Şahsiyet dizisinde de geçen Kandalı kurgusal bir bölge.  Şahsiyet' i çok beğendiğimden bu romandan epey umutluydum ve boşa çıkmadı bu umudum. Ahad 'ın oğlu Gaza' nın hikayesine başlayalım.   Gaza insan kaçakçısı babasıyla büyürken annesini hiç görmemiş ve babası tarafından annesinin onu doğduğunda diri olarak gömmek istediği bir hikayeye inandırılmıştı. Gaza adını bilmediği, bilmesine gerek de olmadığı kaçak insanlar arasında büyümüştü. Kaçak insanların saklandığı yer Gaza için bir ülkeydi. Adı depo olan bu ülkede seçtirdiği başkanı (Rastin ) ve ölüme terkettiği Cuma' yı tanıyordu sadece . Gaza'nın oyuncakları ya da arkadaşları yoktu, yarattığı ülkede sosyolojik deneye tabi tuttuğu zavallı insanları vardı. (Bu deneydeki dönüşümler de ayrı kitap konusu olabilecek kadar başarılıydı.) Tüm bu büyüme sürecinde kazanabileceği erdem, ahlaki - etik değerlerin hiçbiri yoktu. Yalnızca bir nefret vardı : tanımadığı annesine, sevmediği babasına. Dolayısıyla hayatı erken ve yanlış öğrenmişti. Öğrenirken uygulamıştı da Gaza. Çok günahı var Gaza 'nın ama hepsi onun günahı mı? İnsan bunu sorguluyor. Gaza 15 yaşlarında babasını kaybettiğinde hayatın tüm yükünü, suçunu ona yıkar ve kendini aklamaya çalışır.  Emniyet güçlerine karşı başarılı olsa da kendine karşı bunu yapamaz.   Önceleri kendine açtığı yeni sayfada kusursuz bir eğitim hayatına adım atar ve geçmişini saklı tutar. Ancak yıllarca  sustukları bir çığlığa dönüştüğünde yine bataklığa saplanır. Bundan çıkmak kolay değildir, vicdan azabı onu kemirirken hiç kolay değildir hem de .  Kalan hayatı dokunamadığı insanların arasında ve zihninden çıkmayan geçmişiyle geçer.  Bu karmaşık hisler ve sömüren ruh hali çok
DahaHakan Günday · Doğan Kitap · 202517,1bin okunma