Bir kitap biterken insanın içi bu kadar buruk olur mu? Suzan 'ı, Derya' yı bu kadar görmek isteyebilir mi?
Suzan Defter, Ekmel Bey ve Derya Hanım 'ın birbirleriyle olan sohbetini anlatıyor. Bu anlatım iki karakterin aynı günler tuttuğu günlükler üzerinden yapılmış. Okuduğunuz sayfalar kesinlikle bir basım hatası değil. Çünkü çift sayılı sayfalar erkeğin, tek sayılı sayfalar ise kadının tuttuğu günlüğe aitti. Okurken bir kişinin bir gününü bitirerek ilerledim ben. Bir ileri iki geri gitseniz de pek karmaşık olduğunu düşünmüyorum . Böylece aynı günün iki insan için ne ifade ettiğini kıyaslayarak okuyabiliyorsunuz. Bu anlatım tipi çok özgündü.
Karakterlere gelecek olursak...
Ekmel bey avukat, eşinden ayrılmış, bir kızı olan, kalabalık ailesine rağmen yalnız bir adam.. Derya Hanım psikoloji öğrenimi görmüş, eşinden ayrılmış, hayatını abisi üzerine kurmuş ona tapan ve kıskanan bir kadın.
Ekmel Bey'in satmayacağı evi için ilan vermesi ve Derya Hanım 'ın almayacağı eve talip olması üzerine yolları kesişen bu insanlar, birbirlerine hikayesini anlatan iki arkadaşa dönüşür. Bu sohbet sırasında onların hayatına dair yaşanmışlıklarını öğreniyoruz. Derya Hanım bu sohbetlerde kimliğini saklayarak kendini abisinin kara sevdası olan Suzan olarak tanıtır. Suzan burada başroldür ama onun hikayesini başkasından dinliyoruz. Ve kendisinden dinlemiş gibi etkileniyorum. Diyorum ki bu aşkı Derya bile unutamamış Suzan kim bilir ne yapmıştır...
Konusu, anlatım dili, ifadeleri, bakış açısı o kadar güzel ve özgündü ki bilinmesi, duyulması, okunması gereken bir kitap.
Kitapta o kadar edebi ifadeler, öyle naif cümleler var ki tekrar tekrar okuduğum yerler oldu. Ve en naifi Suzan'ın aşkıydı elbette. Gerçek olsan ve senin aşkını daha uzun dinlesem senden Suzan. Ne güzel sevmişsin,