Ve bu sevgi, kelimeleri hangi terkip içinde kullanırsak kullanalım, yüksekliği kelimenin yüksekliği kadardır. Ve "sevgi öldü", "artık sevmiyor" dediğimizde, sevgi kelimeyle çeker gider.
Yalnız ve sessiz evimin, camından dışarıyı seyre dalıyorum. Cam buğulanmış, aylardan sonbahar. Bir kuş sürüsü geçip gidiyor gökyüzünde, senden haber getirmişlerdir diye ümit ediyorum fakat nafile. Gökyüzü seni anımsatıyor, gözlerimi kaçıramıyorum. Simsiyah bir bulut geliyor hemen sonra. Yağmur yağacak belli. Bahçemdeki çınar ağacının geriye kalan son yaprakları da savrulup uçuyor ve ümidim artık kayboluyor. Yağmur başlıyor sonra, içimde biriken tüm ağırlıkları alıyor ve rüzgar hızla bende kalan hatıralarını da yok ediyor. Mutlu ve huzurlu bir gün... Elimde bir kitap ve masada duran bir kahve...
~ Gökyüzü
Yazarak; hayattan eksiklerimizi, ihtiyaçlarımızı mı kapamaya çalışıyoruz? Yoksa bir çok sanat kurmacısının üzerinde durduğunu sandığım daha karmaşık bir şey mi bu?
İki atmosfer doğar. Sanmayın ki çocuğunki tertemiz, berrak,gölgesiz,açık; romancınınki ise karanlık, kavgalı ve hırçın. Hayır. Romancının dünyası belki daha karanlık, ama güvenilirdir. Muhakeme eder, yargılar, karar verir ve taraf tutmaz. Cesurdur. Çocuğun çizdiği dünya ise saf ve sevimli. Ama bu saf dünyanın üzerine o çocuk diliyle serilen sözcükler dolu örtü; azıcık aralandığı zaman orada ateş dolu çukurlar, kaçılacak hiçbir yeri olmayan dar bir dünya, gördüğü ışıkları tutmak için beceriksizce çırpınan ve hiçbir şeyi yakalayamayan bir hayat görülür.