“Ne çalışmayı ne de kendimizi çalıştırmayı biliyoruz.” Diyor Jules Payot 20.yyn ilk yarısında yazdığı bu kitap günümüze de hala hitap ediyor. Kitap için gerçekten çok fazla söylenecek şey var ama mümkün mertebe özetleyeceğim. İnsanlar yaşar ama çoğu neden yaşadığını niçin yaşadığını dahi bilmez bir amaçları yoktur öyle rüzgarda savrulan yaprak gibi uçar ve geçer. Oysa hepimizin dünyaya bir geliş amacı var. İnsan beyni çalıştıkça gelişen ve büyüyen bir şeydir eğer işlemezseniz körelir. Tembelliğin insan hayatında tahmin edildiğinden çok daha büyük bir etkisi var. Çünkü tembel insan her daim çalışmak için bir bahane bulur hastayım, yorgunum, keyfim yok,çok zor… oysa işlek insan ise çalışmak için sebep yaratır buna ihtiyaç duyar yeni şeyler öğrenmeye açtır ve kendini geliştirmek ister bu sebeple çalışır ve çalışmanın verdiği müthiş mutluluğa ulaşır. Kitapta bir insanın öncelikle neden çalışmadığını , engelleyen faktörleri, bahaneleri, anlatıyor daha sonra bunlarla nasıl başa çıkacağımızı , nasıl daha doğru ve verimli gerçekten en yüksek verimi alarak çalışabileceğimizi, ve hareket etmenin de çalışma için ne kadar elzem olduğunu söylüyor. Bu kitabı özellikle 18 yaşlarında okusaydım ve disiplinli çalışmayı öğrenebilseydim diyor birçok ünlü Türk yazarımız Cemil Meriç gibi. Bazı bölümlerde öğrencilere bu kitabın okunması zorunlu tutuluyor hatta kara harp okullarında ders olarak da okutuluyormuş. Ne kadar büyük bir cevher olduğunu siz anlayın. “O halde biz düşüncelerimizin efendisiyiz.” Diyorum ve yorumumu sonlandırıyorum kesinlikle bir başucu kitabı yılda bir kez açıp okunur ama sadece okunup geçilmez işlenecek öğrenilecek sindirilecek bir kitap. 10 üzerinden 10 ❤️