Hayatı boyunca etrafındaki her insana boyun eğmiş- en çok da annesi Neyyire Hanım’a- ve bunu saygı olarak adlandırmış adının manası “parlak” kendi hayatı sönük olan Mücella, bu hayattan istediklerini almak konusunda kader sana pek yardım etmemiş olsa da ölmeden önceki son dileğin - hayatının kaleme alınması- kabul olmuş nihayet.
Bir hayatın nasıl da kendi yolundan hiç ayrılmadan devam edebileceğini, fedakar insanların ne olursa olsun kendilerini mutlu ederek yaşamayı eziyet, başkasının derdine derman olmayı keyfiyet olarak gördüğünün en özel örneklerinden birisin.
Sana kırpılan göze yüklediğin koca koca anlamlar, aslında en yakın arkadaşının senin hayal ettiğin sevginin sahibi olduğunu öğrenip kendine kızarak bu işlerde gözüm yok naraların aslında kendini sevilmeye layık görmeyişinin acı çığlığı.
Ne sen sevdin, ne seni sevdiler! Hayatın bundan mı ibaretti? Yara olmadın, yara da açmadın. Merhem olma derdi ile herkese koştun. Sen gittin, adın kaldı Mücella.
En derin korkumuz yetersiz oluşumuz değildir. En derin korkumuz ölçülemeyecek derecede güçlü oluşumuzdur.
Bizi korkutan şey karanlığımız değil, ışığımızdır. Sen tanrının bir çocuğusun. Küçük veya önemsiz görünmenin dünyaya bir faydası olmaz.
Diğer insanlar senin yanında kendini güvensiz hissetmesinler diye kendini küçültmenin ya da saklamanın aydınlanma ile bir alakası yoktur.
Biz içimizdeki tanrının ihtişamını açığa çıkarmak için dünyaya geldik. Bu ihtişam sadece birkaçımızın değil, hepimizin içindedir.
Ve biz kendi ışığımızın parlamasına izin verdikçe, ister istemez diğer insanların da aynı şeyi yapmalarına izin veririz.
Biz korkumuzdan özgürleştikçe, mevcudiyetimiz başkalarını da özgürleştirir.