Güzel bir manzara, farklı bir sofra, enteresan bir deneyim, ne çıkarsa çıksın; insanlar ceplerindeki cihazlarla fotoğraf yahut video çekmeye hatta doğrudan “dünyayla canlı yayın paylaşımı”na girişiyorlar. O anda orada bir yayıncılık ve muhabirlik faaliyeti ile o derece meşguller ki önlerinde olan biteni deneyimlemeye, o anıyı biyolojik hatıralarında depolamaya fırsatları olmuyor.
Gerçekten de bu dünyadaki en büyük düzen bozucu, sisteme aykırı davranışlar üretebilen tek canlı biziz. Bütün tabiat, son derece uyumlu ve “optimum” bir denge üzerine kurulmuştur. Bu dengeyi bozabilen tek varlık insandır.
Dişe dokunur bir sorunla karşılaşmamış, herhangi bir şeyi yeterince arzulamadan elde edebilmiş insanların bu dünyayla ilgili sağlıklı beklentiler geliştirmeleri oldukça zordur
Çocuklarımızı büyütürken birçoğumuz onları genellikle dikensiz bir gül bahçesinde dertsiz tasasız, karnı tok sırtı pek, hiç mutsuz olmayacakları, ayaklarına taş değmeyecek bir ortamda büyütmeye çalışıyoruz. Fakat unuttuğumuz çok önemli bir temel ayarımız var: İnsan bireyleri ancak zorluklar, travmalar, hatalar, sıkışıklıklar ve sıkıntılar deneyimlediği takdirde gelişebilir. Sıkıntısız bir ortam insan melekelerinin iflâsına kadar giden bir sürece yol açabilir.