Hristiyanlığın psikolojisini hatta psikopatolojisini ortaya seren bir kitap. Kitaptaki birçok bölüm bana Karamazov Kardeşler'i çağrıştırdı. KK'daki karakterlerle Niçe'nin kurtarıcı ve Hristiyan tipleri arasında büyük benzerlikler olduğunu düşünüyorum.
İlhan muhtemelen aydınlatmak, sözkonusu bireylerin hayatlarına dokunmak amacıyla yazmış olsa da kurgusunu ve karakterleri çok zorlama buldum. Benzer yönelimler olamayacağı için değil. Biraraya gelme tesadüfleri ve herkesin herkesle bir ilişkisi olması bakımından böyle. Yani iyi bir niyetle yazılmış olsa da tam tersine sebep olabilecek, bahsi geçen ilişki tarzlarının sapkınlık olarak alınmasına mahal veren bir kitap çıkmış ortaya. Farklılığın sınırları zorlanıp marjinalize edilmiş. Karakterler özellikle Haco Hanım, toplumun bağrına gömülü gibi dursa da, derinlik ve duygusallık kişilerin yönelimlerine yedirelemediği için ve yaşananlar bağlama ve koşullara oturmadığı için İlhan'ın giriştiği zorlu işi naçizane başarılı bulmadım.
Hasan Ali Toptaş'ın okuduğum ilk romanı. Herkesin başına gelebilecek bir kesiti bu kadar akıcı bir biçimde romana dönüştürebilmesi Toptaş' ın yazarlık maharetine işaret. Romandaki cümleler sade, anlatım akıcı, ikiletmeden okutuyor kendini. Ancak başka yorumlarda da belirtildiği gibi bazı noktalarda farklılık oluşturmadan tekrara düşülmüş, aynılık demek daha doğru. Ankara-Denizli güzergahında nerelerden geçildiğinin her seferinde aktarılması, takip eden beyaz atın takibinin her ölümden önce neredeyse aynı şekilde anlatılması...Öte yandan, diğer romanlarına dair fikrim olmasa da bir romanda aradığım bir lezzet olan kişilerin fiziksel ve ruhi tasvirlerinin eksikliği bende bir tatminsizlik hissi yarattı. Anlatıcının eşi Seher, kardeşi Nihat gibi karakterler havada kalmış. Yalnızca belli bir işevi yerine getirmek için romana sokulmuş gibi mekanikleşiyorlar. Son olarak yol boyunca dinlenen türkülere ve icracılarına yer verilmesi harikulade. Ancak nedense bir profil sayfasında hangi tür müzikleri dinlersiniz sorusuna verilen bir yanıt gibi ard arda sıralanmış ve birkaç alıntı yapmakla yetinilmiş. Mesela Tanpınar'ın Huzur kitabını okurken adı geçen eserler romanda öyle geçiyor ki araştırmak, aynı hissiyatı yakalayabilmek için dinlemek ihtiyacı hissediyorsunuz.