Uzun bir aradan sonra bir Ayfer Tunç kitabı daha okumuş oldum.
Aziz Bey Hadisesi'nden sonra diğer kitaplarını okumaya çalışmış, ama bir türlü başaramamıştım. Özellikle Dünya Ağrısı kitabında gördüğüm ya da öyle olduğuna o zaman ikna olduğum sürekli acıdan bahsetme tarzı beni biraz itmişti.
Kuru Kız'ı okudum, bir anda karar vererek okudum ve şunları düşündüm kitap bittiğinde: öncelikle yorucu olmayan, çok betimleme içermeyen anlatım tarzı iyi bir seçimdi. Karakter yaratabilmek anlamında çok doğru bir çalışma olduğu da ortada Kuru Kız hakkında bir sürü şey söyleyebiliriz. Kitapta en sevdiğim şey, bütün olumsuzluklar, zorluklar, çirkinliklere rağmen az da olsa mizahi ve olumlu bir çok bakış açısı içeren bir çözüm önerisi ya da önerilerin de karşımıza çıkmasıydı. Yani heba olan, yok olan, perişan olmuş, ve bunun sebebi olarak da başkalarının kötülüğü, sistemin kötülüğü, adaletsizlik ve eşitsizliklerin suçlanması veya iması ve bütün bunların verdiği buram buram arabesk ve özür dileyerek ve kendi bilgisizliğimin bir parçası olduğunu kabul ederek "sol" diyeceğim bir açı yerine, küçüklü büyüklü çözüm önerileri düşünen ve kendi çıkmazlarına başka yerlerden bakıp oralardan yeni bakışlar, görüşler kurabilen birisinin anlatılması kitaba müthiş bir güç veriyor bence. Yazarın sadelikle anlattığı hikâyesinde olasılıklar, seçenekler, kaderin ve alınyazısının üzerine basa basa geçip gidiyor.
Şimdi durum şu: Belki de önyargımı kırıp diğer Ayfer Tunç kitaplarını da okumam gerek. Ben de bu anlamda bakış açımı değiştirebilirim. Bazen gerçekten önyargılı oluyorum ve bu yönümü beğenmiyorum.
Bakalım ne olacak..