Çocuğu omuzlarından tutup kaldırdı. Öylesine yavaş tutuyordu ki… Sanki kırılıp dökülecek… Yatağına geri yatırdı.
«Uyanmıyor işte, uyanmıyor. Öldürüyüm mü?»
Hızla çardaktan aşağı indi. Çardak beşik gibi sallandı.
Erkek köpürdü:
«Allah senin de belanı versin, onun da… Uyanmıyormuş!»
«Uyanmıyor işte napayım!
Erkek sertçe merdivenlere atladı. Çardağa çıktı, hınçla çocuğun iki kolundan tutup kaldırdı. Çocuk, bir tavşan yavrusu gibi, elinde asılı kaldı. Uyku sersemi çırpınıyor, «ana ana» diye bağırıyordu. Adam çocuğu çardaktan aşağı indirip kadının önüne atıverdi. Çocuk avlunun tozları içine serildi.
Kadın çocuğuna baktı baktı:
«Allah kimsenin yavrusunu, kimsenin eline koymasın,» dedi.
Yaz ayları çok seye gebedir. Bunlarm iyisi, kötüsü de vardir. Olanca genç kızlar, Irak iklimlerin, ırak kentlerin rüyalarını görürler.
Çoğunlukla bu ırak kentlere bir gün gelin gideceklerini düşünürler. Düşünürler ama, gerçekleşmez gördükleri rüyalar, düşündükleri güzel şeyler seyler. Yine o topraklarda kalırlar. Yine o topraklar besler onları, yari aç da olsa... Bodur ahlat ağacına benzer köyde yaşayan insan.
Ne uzar, ne kısalır. Tüm yaşantısında bir gün uzayacağını düşünür, ama o günü göremeden gider. O günleri düşüne düşüne ırak bir yolculuğa çıkmaya hazırlanır artık. Sonu gelmeyecek bir yolda yürüdüğünün farkına bile varamaz ... Kader, der çıkar işin içinden. Halbuki bilmez kaderin kendi elinde olduğunu. Yılların ardından gelen yıllanmış kötü adetlerin de peşini bırakamaz. Babasindan, dedesinden ne görmüşse, onu yapmaya çabalar. Onlardan bir gömlek ilerde olmasını aklının kenarından bile geçirmez. Kör bir yaşantindir, sürüp gider.
Çağdaş toplumlarda incinmek ve diğerlerini incitmek eskiden olduğundan daha kolay. İnsanlar birbirleriyle eskisine oranla daha çeşitli biçimlerde ilişki kuruyorlar bunun sonucu kendimizi koruyacak savunma sistemleri geliştiriyoruz, incinmemek için diğer insanlara tereddütle yaklaşıyoruz. Diğer insanlara zarar vermemek için onlarla ilgilenmemek her insanın kendi başının çaresine bakmasını gerektiriyor. Bunun getirdiği yalnızlığa dayanamayan bir çok kişi alkol, uyuşturucu madde, vb araçlar çevresine yabancılaşmamasının verdiği acıdan kurtulmaya çalışıyor. Hiçbir şeye bağlanmamak insanın boşluk ve anlamsızlık duyguları yaşamasına neden oluyor. Dünyayı politik liderlerin ve sistemlerin yönettiği bir gerçek mi? Yoksa, insanın kendisinin yarattığı ve teknoloji denilen bu dev başına buyruk hızla ilerliyor ve politik sistemlerle liderler de dahil olmak üzere hepimizi birlikte sürüklüyor mu? Özgür insanın uygarlığın ürünü ve göstergesi olduğunu söyleyenler özgürlükle neyi kastediyorlar? İnsanlık kendi geleceğinin denetimini elinde tutmadığığında özgürlükten söz edilebilir mi? Bunların yanıtını sizlere bırakıyoruz!
"Işte vapurla gidiyor; biliyorum. Yoksa onu son defa gördüğümü sanır mıydım?
İyi. Bu gece arkadaşına olanları yazacak. ' Onu bıraktım' diyecek.'
İnsan onunla oldu mu başına daha korkunç şeyler bile gelebilir.' İyi. Gitsin.
İleride, üç odalı evinde beni düşünmeyecek mi? Yazık."