Aklımdan geçenleri yazmaya cesaret edemiyorum. Alışılmış kalıplar içinde bocaliyorum. Kalıbım yok benim: biçimsiz bir şeyim ben. Eriyip dağılıyorum yazarken. Olmuyor. Bana uzak gelen yaşantıları düzmece bir biçimde anlatmaya çabalıyorum.
Anlam kadar insanın hayatını zehir eden bir kavram yoktur. Insan akıllı bir görünüşle, en saçma sözleri bırakabilir çevresindeki insanların yarattığı boşluğa.
'Mağaramda dayanılmaz günler ge çirdim Esat Ağabey' Odasına, mağara derdi o zamanlar. Saatlerce tavana bakarak düşünürmüş Ne düşündüğünü anlatmazdı. 'Ifadesi güç şeyler düşünüyorum. Şeyler... seyler. Durur, kafasını toparlamaya çalışırdı. Çok saçma şeyler, çok önemsiz şeyler de düşünüyorum. Kafam hiç durmadan çalışıyor. Önemli, önemsiz: ben sıraya koymaya fırsat bulamadan büyük bir hızla geçiyorlar. Geriye yalnız yorgunluk kalıyor. Okumalıyım ve bütün bunları unutmalıyım.
Kimse, okurların en iyisi bile, bazı kitapların neden bazı durumlara uygun olduğunu ve ötekilerin olmadığını açıklayamaz. Kelimelerle ifade edilemez şekilde, insanlar gibi, durumlar ve kitaplar da esrarengiz bir şekilde birbiriyle anlaşır ya da uyuşmaz.