Muhammed Ali Ulupınar

Çünki insan, sevdiği ve kıymetini takdir ettiği bir Cemal-i Mutlak'tan ebedî ayrılmaktan gelen derin yarasını; ancak ona adavetle, ondan küsmekle ve onu inkâr etmekle tedavi edebilir. Lemalar (RNK) - 402
Hâl böyleyken gel de büyük âlim Zâhid el-Kevserî’nin “Mezhebsizlik, Dinsizliğe Köprüdür” hükmüne katılma!..
Zaruret sebebiyle kendi mezhebinizdeki bir hükme tercihan diğer bir mezhebin görüşüne göre amel etmek ıztıraında kalırsanız, o mezhepten ihtiyârî olarak, diğer bir daha güç olan kaideyi de alıp tatbik ediniz!.. Tâ ki, o kaideyi kolaylığından dolayı tercih etmiş olmadığınız sabit olsun!..” Bu demektir ki, meselâ bir Hanefî Mezhebi mensubu seyahat ederken Şâfiî Mezhebi’ne imtisâlen namazları “kasr” veya “cem” etse, bir de eli kadına değdiğinde abdestini yenilemelidir. Bu bir kolaylığa mukabil bir güçlük demektir. Yoksa kolaylıkları cem etmek veya abdesti Şâfii’ye, namazı Hanefî’ye göre îfa ve icrâ etmek veya her meselede mezheplerin tatbiki kolay olan içtihadlarına uymaya kalkışmak aslâ câiz değildir.
A’meş; hadis imamlarından büyük bir fakîhtir. Bir gün mezhebimiz imamlarından Ebû Yusuf'a giderek, «hükme bağlayamadığı bir mesele'yi sordu. Ebû Yusuf, kendisinin çıkardığı hükmü söyleyince, A ’meş: "-Hüküm güzel. Bence de isâbetli. Fakat sen bu hükmü hangi delilden istinbat eyledin? ” dedi. Ebû Yusuf: "Senin bana rivâyet etmiş olduğun hadîs-işeriften!.. ” cevabını verip hadîs-i şerifi okudu. A’meş: "-Ben ” dedi, "Bu hadîsi sen daha Dünya 'ya gelmeden öğrenmiştim. Biliyordum, fakat bugüne kadar mânâsını kavrayamamıştım, şimdi anladım. ’’ dedi. Bu hadîse, içtihad mevzuunda bilginin fetânet ve zekâ ile birlikte olması gerektiğine çok güzel bir misaldir.
Evet bu herifler vahdet-i mutlakadan vazgeçtikleri için, hadsiz ve nihayetsiz bir kesret-i mutlakaya düşmüşler; yani bir tek ilahı kabul etmedikleri için, nihayetsiz ilahları kabul etmeye mecbur oluyorlar. Lemalar (RNK) - 387